Anne ve baba cennete girmeye en büyük vesiledir

Anne babaya hizmette bulunmak, çok fazîletli bir amel-i sâlihtir. Bu fırsatı değerlendiremeyen kimseler, büyük bir kayıp içindedirler. İşte varlık sebebimiz ve velî-nîmetimiz olan anne-babalarımızın İslam’a göre hakları...

19 Haziran 2017 Pazartesi 23:51
Anne ve baba cennete girmeye en büyük vesiledir

Kul hakları içinde en mühim olanı ana-baba hakkıdır. Allah ve Rasûlü’ne itaatten sonra ana-babaya itaat gelir. Çünkü anne ve babalarımız varlık sebebimiz ve velî-nîmetimizdir. Maddî ve mânevî hayâtımızı inşâ eden müstesnâ fazîlet âbideleridir. Bir anne yüreği ve kucağı, çocuk terbiyesinin yapıldığı muhteşem bir dershânedir. Âile yuvası, çocuğun istikbâlini şekillendiren ilk eğitim müessesesidir. Dolayısıyla anne ve babaların evlâtları üzerindeki hakları sayıya gelmeyecek kadar çoktur.

Fazîletli anne-babalar, evlâtlar için büyük bir rahmet ve berekettir. Sâliha anne, ilâhî kudretin insanoğluna lutfettiği bir rahmet kucağı, âilede saâdet kaynağı, huzur ve safâ ışığı, âile fertlerinin şefkat pınarıdır. Rabbimizin, “er-Rahmân” ve “er-Rahîm” esmâsının dünyadaki müstesnâ ve mûtenâ bir tecellîgâhıdır.

Bizleri önce bir müddet karnında, sonra kollarında ve ölünceye kadar da kalplerinde taşıyan annelerimize gösterilecek sevgi ve saygıya ortak olabilecek başka bir varlık yaratılmamıştır. Ev tanzîmi ve evlât terbiyesini omuzlarına alan anneler, cidden engin bir muhabbete, derin bir saygıya ve ömürlük bir teşekküre lâyıktırlar.

Bir anne rûhunda biriken o engin şefkatin sınırlarını tâyin edebilecek bir ölçü var mıdır? Yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiş, uyumamış uyutmuş… Hayâtın fırtınalarında bizlere bir toz konmasın diye bütün varlığını seferber etmiş olan anne ve babaların haklarını ödeyebilmek mümkün müdür? Mevlânâ Hazretleri ne güzel ifâde eder:

“Anne hakkına dikkat et! Onu başında tâc et! Zîrâ anneler doğum sancısı çekmeselerdi, çocuklar dünyaya gelmeye yol bulamazlardı.”

KURAN’DA ANNE-BABA HAKKI İLE İLGİLİ AYETLER

Cenâb-ı Hak, kendi haklarından sonra anne-babaya iyi ve güzel davranmayı ilk sırada zikrederek şöyle emreder:

“Allâh’a ibâdet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere iyi davranın…” (en-Nisâ, 36)

“Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını vasiyet ettik! Çünkü anası, onu nice sıkıntılara katlanarak (karnında) taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için:) «Önce Bana, sonra da ana-babana şükret!» diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banadır.” (Lokmân, 14)

ANNE-BABA HAKKI İLE İLGİLİ HADİSLER

Cenâb-ı Hak, kendi rızâsını ana-babanın rızâsına bağlamıştır. Bu hakîkati Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle haber verirler:

Allah Teâlâ’nın rızâsı, anne ve babayı hoşnut ederek kazanılır. Allah Teâlâ’nın gazabı da anne ve babayı öfkelendirmek sûretiyle celbedilir.” (Tirmizî, Birr, 3/1899)

Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şu duâsı bir mü’min için ne büyük bir müjdedir:

Ana-babasına iyilik edene ne mutlu! Allah Teâlâ onun ömrünü ziyâdeleştirsin!” (Heysemî, VIII, 137)

Ebeveynin evlâtları üzerindeki hakları o kadar çoktur ki, bunları ödemek pek zor, hattâ imkânsızdır. Hadîs-i şerîfte buna şöyle bir teşbihle dikkat çekilmektedir:

Hiçbir evlât, babasının hakkını ödeyemez. Şayet onu köle olarak bulur ve satın alıp âzâd ederse, babalık hakkını (ancak o zaman) ödemiş olur.” (Müslim, İtk, 25; Ebû Dâvûd, Edeb, 119-120; Tirmizî, Birr, 8/1906)

Bu sebeple, Allah rızâsı için herhangi bir hayır ve iyilik yapılacaksa, evvelâ ana-babanın düşünülmesi îcâb eder. Sonra da en yakından uzağa doğru diğer insanlar… Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“…Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allah, yapacağınız her hayrı bilir.” (el-Bakara, 215)

Çocuklar, ana-babalarına karşı hürmet, itaat ve gerekli hizmetlerle mükelleftirler. Eğer farklı yerlerde ya da muhtelif şehirlerde yaşıyorlarsa, ana-babalarını ziyâret edip gönüllerini almalı, duâlarını istemelidirler. Onlara hizmet etmek, güzel söz söyleyip ikramda bulunmak, bilhassa yaşlandıkları zaman evlâtların en büyük vefâ borcudur. Yüce Rabbimiz, onlara karşı en ufak bir memnûniyetsizlik göstermeye bile müsâade etmemiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

“Rabbin, yalnız kendisine ibâdet etmenizi ve ana-babaya iyilikte bulunmayı emretmiştir. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı «öf» bile deme, onları azarlama. İkisine de hep tatlı söz söyle. Onlara rahmet ve tevâzû kanatlarını ger ve; «Rabbim! Onlar beni küçükken (merhametle) yetiştirdikleri gibi Sen de onlara merhamet eyle!» de!” (el-İsrâ, 23-24)

ANNE-BABA CENNETE GİRMEYE EN BÜYÜK VESİLE

Anne babaya hizmette bulunmak, çok fazîletli bir amel-i sâlihtir. Bu fırsatı değerlendiremeyen kimseler, büyük bir kayıp içindedirler. Nitekim Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mühim bir îkaz ve ihtar mâhiyetinde şöyle buyurmuştur:

Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun, perişan olsun!” (Müslim, Birr, 9, 10)

Kendisine sayılamayacak kadar çok iyilik yapmış olan anne-babanın hakkına riâyet etmeyen bir kimsenin, diğer insanların haklarını gözetmesi elbette düşünülemez. Dolayısıyla anne-babasına hayırlı bir evlât olamayan kişilerin, büyük bir ahlâkî zaaf taşıdıkları muhakkaktır.

ANNE-BABA DUÂSI

Ana-babanın duâsı makbûldür. Onların hayır duâlarını almaya gayret edilmeli, bedduâlarından da sakınılmalıdır. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

Makbûl olduğunda şüphe bulunmayan üç duâ vardır:

Babanın çocuğuna duâsı; misâfirin duâsı; mazlumun duâsı.” (Ebû Dâvûd, Vitr 29/1536; Tirmizî, Birr 7/1905, Deavât 47; İbn-i Mâce, Duâ 11)

“Babanın oğluna duâsı, peygamberin ümmetine duâsı gibidir.” (Süyûtî, II, 12/4199)

Annenin duâsı ise babanınkinden daha tesirlidir. Bu yüzden hadîs-i şerîfte zikredilme ihtiyâcı hissedilmemiştir.

Bu durumda anne-babaya âsî olmanın büyük günahların başında yer alacağı husûsunda şüphe yoktur.

ANNE-BABAYA İTAATSİZLİK BÜYÜK GÜNAHLARDANDIR

Nüfey bin Hâris -radıyallâhu anh- şöyle rivâyet eder:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- birgün:

«–Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi?» diye üç defâ sordu. Biz de:

«–Evet, yâ Rasûlallâh!» dedik. Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

«–Allâh’a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek!» buyurduktan sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve;

«İyi dinleyin, bir de yalan söylemek ve yalancı şâhitlik yapmak!» buyurdu.[1]

 Bu sözü o kadar çok tekrar etti ki, daha fazla üzülmesini istemediğimiz için, keşke sükût buyursalar da yorulmasalar, diye arzu ettik.” (Buhârî, Şehâdât 10, Edeb 6, İsti’zân 35, İstitâbe 1; Müslim, Îmân 143)

Bâzı rivâyetlerde, kıyâmet gününde Allah Teâlâ’nın anne ve babasına itaatsizlik eden kimselerin yüzlerine bakmayacağı haber verilmektedir.[2]

İYİLİK YAPAN İYİLİK GÖRÜR

Kişi, anne-babasına nasıl muâmele ederse evlâtlarından da aynı muâmeleyi görür. Peygamber Efendimiz:

“…Babalarınıza iyilik edin ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler…” (Hâkim, IV, 170/7258) buyurarak bu hakîkate işâret etmiştir. Ebeveynlerine karşı kötülük yapan ve kırıcı davrananların, nihâyette kendi evlâtları tarafından aynı muâmeleye tâbî tutulduğu, çok sık rastlanan ibret manzaralarındandır.

OSMANLI’DA ANNE-BABAYA HÜRMET

İnsanlar, gerek ana-babalarına gerekse diğer insanlara karşı muâmelelerinde İslâm’ın koyduğu edeb ve nezâket kâidelere tâbî olurlarsa, son derece huzurlu ve gıpta edilmeye lâyık bir toplum meydana gelir. Nitekim Fransız müellif Brayer, Osmanlı toplumunda müşâhede ettiği fazîlet tablolarını, bâzı kıyaslar yaparak şöyle ifâde eder:

“Osmanlı’da çocuklar, yetişip kemâl yaşına geldikleri zaman, anne ve babalarının yanında bulunmakla iftihâr ederler. Anne-babaları küçükken kendilerine nasıl şefkat gösterdilerse, çocuklar da aynı şekilde mukâbele etmekle bahtiyâr olurlar. Oysa diğer memleketlerde çok defâ çocuklar olgunluk çağına girer girmez, ana ve babalarından ayrılırlar. Maddî menfaatleri husûsunda onlarla çekişe çekişe münâkaşa ederler. Hattâ bâzen kendileri refah içinde yaşadıkları hâlde onları sefâlete yakın bir hayat içinde bırakırlar. Kendilerine en çok ihtiyaçları olduğu bir devrede anne-babalarına karşı âdeta yabancılaşırlar.”

Cenâb-ı Hak, cümlemizi ana-babasına itaat eden ve onları memnûn ederek huzûr-i ilâhîye varan bahtiyar kullarından eylesin…

Âmîn!

EN İYİ DAVRANMAN GEREKEN KİŞİLER

Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“Bir şahıs, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gelerek:

«–Kendisine en iyi davranmam gereken kimdir?» diye sordu. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

«–Annen!» buyurdu. O sahâbî:

«–Ondan sonra kimdir?» diye sordu. Efendimiz:

«–Annen!» buyurdu. Sahâbî tekrar:

«–Ondan sonra kim gelir?» diye sordu. Allah Rasûlü yine:

«–Annen!» buyurdu. Sahâbî tekrar:

«–Sonra kim gelir?» diye sorunca Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu sefer:

«–Baban!» cevâbını verdi.” (Buhârî, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1)

Diğer bir rivâyete göre o şahıs:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Kendisine en iyi davranılması gereken kimdir?” diye sordu. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Annen, sonra annen, daha sonra yine annen, sonra baban, sonra da sana en yakın olan akraban.”buyurdu. (Müslim, Birr 2)

ALLAH TEÂLA’NIN EN BEĞENDİĞİ AMEL

Abdullah bin Mes’ûd -radıyallâhu anh- şöyle demiştir:

“Peygamber -aleyhisselâm-’a:

«–Allâh’ın en çok beğendiği amel hangisidir?» diye sordum.

«–Vaktinde kılınan namazdır.» diye cevap verdi.

«–Sonra hangi ibâdet gelir?» dedim.

«–Anne ve babaya iyilik ve itaat etmek.» buyurdu.

«–Daha sonra hangisi gelir?» diye sordum.

«–Allah yolunda cihâd etmek.» buyurdu.” (Buhârî, Mevâkît 5, Cihâd 1; Müslim, Îmân 137-139)

BABANIN ÖNÜNDE YÜRÜME

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle nakleder:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e bir kişi geldi. Yanında da yaşlı bir zât vardı. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

«–Ey filân! Yanındaki kimdir?» diye sordu. O kişi:

«–Babamdır.» cevâbını verdi. Bunun üzerine Âlemlerin Fahr-i Ebedîsi şu îkazda bulundu:

«–Onun önünde yürüme, ondan evvel oturma, onu ismiyle çağırma ve ona hakâret ettirme!»(Heysemî, VIII, 137)

Bir kimse başkasının babasına hakâret eder veya kötü davranırsa, o da aynıyla mukâbele eder. Böylece evlât, kendi babasına hakâret ettirmiş ve kötülük etmiş olur.

ANNE-BABANA İYİ BAK

Bir sahâbî, Peygamber Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’a gelerek:

“–Hicret ve cihâd etmek üzere Sana bey’at ediyorum. Bunların sevâbını Allah’tan dilerim.” dedi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Anne ve babandan hayatta olan var mı?” diye sordu. O zât:

“–Evet, her ikisi de hayatta.” dedi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Allah’tan sevap kazanmak istiyorsun değil mi?” diye sordu. Sahâbî:

“–Evet.” deyince Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–(O hâlde) ana ve babanın yanına dön. Onlara iyi bak!” buyurdu. (Buhârî, Cihâd 138, Edeb 3; Müslim, Birr 6)

ANNESİNE KARŞI İYİ DAVRANMANIN MÜKÂFATI

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle anlatır:

Birgün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Uyumuştum, kendimi cennette gördüm. Bir kimsenin sesini işittim, Kur’ân okuyordu.

«–Bu kimdir?» diye sordum.

«–Bu, Hârise bin Nûmân’dır.» dediler.”

Bunu anlatan Efendimiz, sözlerine şöyle devâm etti:

“–İyilik işte böyle olur, iyilik işte böyle olur!”

Rivâyetin sonunda, Hârise -radıyallâhu anh-’ı bu mertebeye yükselten meziyetinin, annesine çok iyi davranması olduğu beyân edilerek, “O, annesine karşı en iyi davranan bir sahâbî idi.” denilmektedir. (Ahmed, VI, 151-152; Hâkim, IV, 167)

ANNE ADINA İNFAK ETMEK

İbn-i Abbâs -ra­dı­yal­lâ­hu an­hü­mâ- an­la­tır:

Sa’d bin Ubâ­de -ra­dı­yal­lâ­hu anh-’ın an­ne­si ve­fât et­miş­ti. O, Pey­gam­ber Efen­di­miz’e ge­le­rek:

“–Ey Al­lâh’ın Ra­sû­lü! Ya­nın­da bu­lun­ma­dı­ğım bir sı­ra­da an­nem ve­fât et­ti. Onun adı­na sa­da­ka ver­sem ken­di­si­ne bir fay­da­sı do­ku­nur mu?” di­ye sor­du. Allah Rasûlü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-:

“–Evet.” bu­yu­run­ca, Sa’d -ra­dı­yal­lâ­hu anh-:

“–Ey Al­lâh’ın Ra­sû­lü! Siz de şâ­hid olunuz ki mey­ve bah­çe­mi an­nem adı­na ta­sad­duk edi­yo­rum.” de­di. (Bu­hâ­rî, Ve­sâ­yâ, 15)

ANNE-BABA ÖLDÜKTEN SONRA ONLAR ADINA İYİLİK

Mâlik bin Rebîa -radıyallâhu anh- şöyle der:

Birgün biz Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in huzûrunda otururken Selimeoğulları’ndan bir adam çıkageldi ve:

“–Yâ Rasûlallah! Anamla babam öldükten sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı?” diye sordu. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“–Evet, onlara duâ ve istiğfarda bulunursun, vasiyetlerini yerine getirirsin, akrabâsını koruyup gözetirsin, dostlarına da ikramda bulunursun.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 119-120/5142; İbn-i Mâce, Edeb, 2)

EN MAKBUL İYİLİK

Abdullah bin Dînâr der ki:

Bedevîlerden biri Abdullah bin Ömer’le Mekke yolunda karşılaştı. Abdullah bin Ömer ona selâm verdi; kendi bindiği merkebe onu bindirdi ve başındaki sarığı da ona verdi. Biz İbn-i Ömer’e:

“–Allah sana iyilik versin! Bu adam bedevîlerden biri. Onlar aza kanaat ederler.” deyince bize şunları söyledi:

“–Bu zâtın babası, babam Ömer bin Hattâb’ın dostuydu. Ben Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu işittim:

“En makbul iyilik, baba dostunun âilesini koruyup gözetmektir.”

Abdullah bin Dînâr’ın İbn-i Ömer’den bir başka rivâyeti de şöyledir:

Bir defâsında İbn-i Ömer, Mekke’ye gitmek üzere yola çıktı. Deveye binmekten usandığı zaman üzerinde istirahat edeceği bir merkebiyle, başına sardığı bir de sarığı vardı. Birgün İbn-i Ömer eşeğin üzerinde dinlenirken bir bedevîye rastladı. Ona:

“–Sen falan oğlu falan değil misin?” diye sordu. O şahıs:

“–Evet.” deyince eşeği ona verdi ve:

“–Buna bin!” dedi. Sarığı da ona uzatarak;

“–Bunu da başına sar!” dedi. Arkadaşlarından biri İbn-i Ömer’e:

“–Allah seni affetsin. Üzerinde dinlendiğin eşek ile başına sardığın sarığı şu bedevîye boşuna verdin!” deyince İbn-i Ömer şunları söyledi:

“–Ben Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i;

«İyiliklerin en değerlisi, insanın babası öldükten sonra, baba dostunun âilesini kollayıp gözetmesidir.»buyururken işittim. Bu adamın babası, babam Hazret-i Ömer’in dostuydu.” (Müslim, Birr, 11-13; Ebû Dâvûd, Edeb, 120; Tirmizî, Birr, 5)

ANNEM DUYMASIN!

Büyük velî İmâm-ı Âzam -rahmetullâhi aleyh-, Bağdad zindanlarında zulmün acı kırbaçları altında erirken:

“–Aman bu hâlimi anneciğim duymasın; mahvolur! Ben onun üzülmesine dayanamam!..” diyerek, bir anne muhabbetinin müşahhas misâlini vermiştir.

VELHÂSIL

Velhâsıl, insan üzerindeki anne-baba hakkı, ölçüye gelmeyecek derecede büyük ve ehemmiyetlidir. Îmandan sonra yapılacak en mühim iş, anne-babanın hizmetini görerek onları memnûn etmektir. Şirk koşmayı ve günah işlemeyi emretmedikleri müddetçe onlara itaat edip isyânkâr olmamaktır.

Cennetin yolu anne-babanın rızâsından geçer. Cenâb-ı Hak cenneti sâliha annelerin ayakları altına sermiş, babayı da cennetin orta kapısı kılmıştır. Artık dileyen onları memnûn etsin, dileyen de kırıp incitsin!..

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Erkam Yayınları, Asr-ı Saâdetten Günümüze FAZÎLETLER MEDENİYETİ -2-


 Dipnotlar:

[1] Aslında büyük günahlar burada zikredilenlerden ibâret değildir. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- diğer hadîs-i şerîflerinde başka günahlardan da bahsetmiştir. Hadîslerdeki bu farklılık ise Fahr-i Kâinât Efendimiz’in içinde bulunduğu zamana, zemîne ve muhâtabın durumuna göre lüzum gördüğü farklı yönlere vurgu yapmasından kaynaklanmaktadır.

[2] Bkz. Nesâî, Zekât, 69.

[3] Fakat farz olan cihâdı îfâ etmek isteyen bir kimse için anne ve babanın izni şart değildir. Anne ve babası kâfir olan kimse de, ister farz ister nâfile olsun, cihâda çıkmak için onların iznini almak mecbûriyetinde değildir.

[4] Bkz. Buhârî, Meğâzî, 54; İbn-i Hişâm, IV, 134-135.

Haber Tarihi: 19 Haziran 2017 Pazartesi 23:51