Gündem:
“Allahu Ekber” nidalarıyla darağacına yürüdüler

Dini değerleri koruma, savunma adına başlatılan Şeyh Said hareketinde, hikaye içinde hikaye çıkıyor. Hiç düşünmeden ölüme yürüyen Şeyh Said ile diğer dava arkadaşı şeyh ve alimlerin vakur duruşu, boyun eğmeyişi göz yaşartıyor. Şeyh Said’in itimat ettiği isimlerin başında gelen Hanili Salih Bey, 7 dil bilen, son derece donanımlı, dini ilimlerin yanı sıra mantık ve felsefeyle ilgilenen, şiirler yazan, gazetelerde başyazılar kaleme alan biriydi. Devlet yetkilileri kendisi için “Hareketin içerisinde bölgede ender yetişmiş bilgili alimlerden biridir” nitelendirmesi yapmış. Hanili Salih Bey de Şeyh Said’le birlikte giyotin gibi çalışan Diyarbakır’daki Şark İstiklal Mahkemesi’nde idam edildi. Dedesi Salih Bey’in ve son anda ipten kurtulan babasının hikayesini Diyarbakır eski Milletvekili Ferit Bora’dan dinledik.
YARALI HALİNE BİLE
MERHAMET ETMEDİLER
Babasından duyduğu kadarıyla Şeyh Said hareketinin bir Kürt isyanı olmadığının altını çizen Bora,  Meclis’ten çıkacak olan kıyafet düzenlemesine dikkat çekiyor. Bora, dedesinin sinyali verilen kıyafet düzenlemesini dine karşı bir uygulama olarak gördüğünü, buna itiraz etmek, karşı çıkmak amacıyla Şeyh Said’le görüştüğünü söylüyor. Şeyh Said’in Hani’ye gelerek dedesine misafir olduğunu, ikilinin tek parti iktidarının dine yönelik baskıcı politikalarını konuştuklarını dile getiriyor. Söz konusu görüşmede Meclis’te çıkacak kıyafet kanununa karşı ne gibi tedbirlerin alınacağının masaya yatırıldığını ifade eden Bora, “Mustafa Kemal’e yazı yazalım diyorlar.  Bu hususta dedemi tayin ediyorlar. Şeyh Said, dedeme ‘Salih Bey, en iyi bilen sensin. Bunu kaleme al. İkinci kez geldiğimde bunu gözden geçirip imzalatalım ve Mustafa Kemal’e iletelim’ diyor” bilgisini veriyor. Bora, Piran hadisesinin patlak vermesiyle bu girişimin de diğerleri gibi yarım kaldığını aktarıyor. Olaydan sonra bölgenin ileri gelenlerine büyük baskılar yapıldığını vurgulayan Ferit Bora, “Onlar da bu baskıdan kurtulmak için dağa kaçtılar. Dedemi de almak istediler. Dedem ailesi ve aşiretiyle beraber Hani mıntıkasını terk etti. Yaşlıydı dedem. 1869 doğumluydu. Tabii dedem de dağda kaçıyor, bir yere sığınıyor. Hatta dedemin bir ayağı da sakat. Ayağına şarapnel parçası değiyor. Genç mıntıkasında Xıraba dediğimiz eski bir köyde evde tedavi oluyor. Oğlu yani babamla kaldığı evi basan askerler, dedemi o sakat, yara almış ayağıyla alıp götürüyor. Ve o şekilde idam ettiler. O zamanki hakimler katı kararlıydılar. Bunlar her ne kadar ifade aldıklarını söyleseler de peşin hükümlüydüler. İlla idam edeceklerdi. Bunun bir çaresi yoktu” ifadelerini kullanıyor.
14 YAŞINDAKİ ÇOCUĞA
İDAM VERİLDİ
14 yaşındaki babası Hasan Bey hakkında da idam kararı verildiğini belirten Bora, sonrasını şöyle anlatıyor. “İstiklal Mahkemesi babam için de idam verdi. Ferman yazılıyor, 3 gün de idam kararı kalıyor. Fakat yaşı 14 olduğu için dedem o ara itiraz ediyor. Hakimlere çok güzel bir itirazda bulunuyor. Onlara diyor ki; ‘Siz bu idamları, almış olduğunuz kararları kanuna dayalı mı yapıyorsunuz, yoksa gayri kanuni mi?’ Onlar da ‘Biz kanuni yazıyoruz’ cevabını veriyorlar. ‘O zaman benim oğlum 14 yaşında idam edilemez’ diyor. Hatta onlara bir örnek veriyor: ‘Bir ordu komutanı askerini harbe sokarsa oradaki başarı, zafer madalyası kime verilir? Ordu komutanına verilir. Zafere ulaşmazsa onun sorumluluğu da yine ordu komutanınındır. E oğlumun da ordu komutanı bendim. Eğer bu bir harpse oğlum benimle beraberdi.’ Onun için tabii babama idam fermanını kaldırıyorlar,  Adana’da kürek hapsine gönderiyorlar. 14 yaşında olan babam epey kalıyor orada. Aftan sonra geri geliyor. Tabii o ara bütün aileyi sürgün etmişlerdi. Taş üstüne taş kalmamıştı. Amcalarımdan birisini Amasya’ya, birisini Manisa’ya, ailenin bir kısmını Edirne’ye, çoluk-çocuğumuzu hepsini sürgün ettiler. Bütün mallar tarumar edildi. Evler yıkılmış, harabeye dönmüştü. Hapiste hastalanıp ölen oldu.”

“ALLAHU EKBER” NİDALARI KORKUTTU!...
Ferit Bora, dedesi Hanili Salih Bey ile diğer mazlumların idam günü göstermiş oldukları metaneti şu şekilde aktarıyor: “Dedem Salih Bey’in çok sevdiği, kendisinin yetiştirdiği, ilmiyle ilgilendiği yeğeni Mustafa Bey var. Mustafa Bey’le oğlu Mahmut Bey beraber cezaevindeler. İkisine de idam cezası vermişler. Ayaklarında prangalarla, ellerinde zincirlerle beraber idama götürülecekler. O esnada baba ile oğul birbirini görüyor. Yani tesadüfi karşılaşıyorlar kalabalıkta. Ellerinde zincirler olduğu için göğüs göğüse gelip, boyunlarını birbirine sürterek ancak öyle bir vedalaşıyorlar. Hüzünleniyorlar, gözlerden yaş akıyor. Dedem o ara bağırıyor: ‘Mustafa, bugün yiğitler günüdür. Dimdik durun. Allah’ın indine kavuşuyorsunuz. Kellenizi o ipe dimdik verin!’ Onlar tekbir getiriyor. ‘Allahu Ekber’ dedikten sonra bütün o idama gelenlerin hepsi başlıyor, ‘Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber!” diye tekbir getirmeye. Asker hatta korkuyor. Bunları yeniden sıkıştırıyor, çabuk yürüyün diye. İdam sehpasına yürüyen mahkumların ayaklarındaki prangalar taşlara değerken ateş fışkırıyordu diyorlar. Unutulmaz bir manzaraymış.” “SALİH BEY.. ZİYA YİNE YOLDAN ÇIKTI”
Dedesine yapılanlar karşısında hüzünlenen Bora, Hanili Salih Bey’in Ziya Gökalp’a ilişkin bir anekdotunu da şöyle anlatıyor: “Dedem ayrıca Diyarbakır’ın ileri gelen eşraflarıyla beraber gece dini tedrisatlar yapıyormuş. Hatta Ziya Gökalp’le zaman zaman görüşüyorlarmış. Bazen Ziya Gökalp yoldan, dinden çıkarken babası dedeme söylüyormuş. ‘Salih Bey, Ziya yine yoldan çıktı. Onu ikna et’ diyormuş. Dedem Ziya Gökalp’e dini telkinlerde bulunuyormuş. Ziya Gökalp bir müddet sonra tekrar dönüş yaparken yine babası dedemden yardım istiyormuş. Bunu yine dini şeye kavuştur falan diye. Dedem yine bunu alıyormuş karşısına. Beraber böyle bir dini mülakat yapıyorlar ve Ziya Gökalp yine ikna oluyormuş. Ziya Gökalp sonra dinden çıkıyor. Zaten o zamanlar ikide bir dinden çıkıyormuş. Babası dedeme söylüyormuş.”
SÖZDE
YAZARLARA
DOĞRULARI
YAZIN TEPKİSİ
Ortada bir isyanın olmadığını belirten Bora, tek parti dönemindeki keyfiliklere ve zorbalıklara dikkat çekerek, “Bu bir isyan değildir. Şimdi bütün yazarlar kitaplarında ‘Kürt isyanı, doğu isyanı’ adı altında rastgele bir şeyler yazıyorlar. Ama hiç kimse efendim o zaman bunlar Meclis’ten çıkacak olan kararnameye karşı, dinlerini korumaya çalıştılar diye yazmıyorlar.  Bu bir isyanın olayı değildi. Neyin isyanıydı? Kim kime isyan etmişti? Biz dilimize, dinimize el uzatıldığı için… Ezan-ı Muhammediye sonradan Türkçeye çevrildi. Kıyafet kararnamesi çıkarılıyordu. Camiler kapatılıyordu. Kur’an-ı Kerim’in rahatça okunmasına yasak getiriliyordu. Şeyh Said, dedem ve o zamanki alimler bunu Atatürk’e bildirmek, yapmayın, biz buna karşıyız diye çalışmalar yaparken işte buna isyan dediler. Halbuki ortada isyan diye bir şey yok” dedi.
DERSİM İÇİN ÖZÜR DİLENDİ
SIRA ŞEYH SAİD’DE
Başbakan Erdoğan, yine İnönü ve ekibinin başrol oynadığı Dersim katliamıyla ilgili kürsüye çıkıp özür diledi. Buna ilişkin TBMM’de komisyon kuruldu. Şimdi sıra Şeyh Said hareketi esnasında ve sonrasında yaşanan katliamlarda. Üzerinden 88 yıl geçmesine rağmen hala gerçekler gün yüzüne çıkmış değil. Mağduriyetler giderilmedi. Menderes’in mezarının taşınmasını, Dersim idamlarının tekrar gündeme getirilmesini, Yassıada’nın demokrasi adasına dönüştürülmesini hatırlatan Diyarbakır eski Milletvekili Ferit Bora, Şeyh Said ve arkadaşları için iade-i itibar talebinde bulundu. Cenazelerin gömüldüğü mezar yerlerinin teslim edilmesini, dedelerinin idam esnasındaki fotoğraflarını ve İstiklal Mahkemesi’ndeki resmi beyanatların da ortaya çıkarılıp kendilerine verilmesini isteyen Bora, şunları söyledi: “Bize de bir iade-i itibar verilmeli. Dedelerimizin şu anda idam edildiği yer bir çukur. Bizim bildiğimiz Diyarbakır’da orası eskiden sinemaydı. Yenişehir Sineması dediğimiz, onun altındaydı. Şimdi de bir hastane yapılmış. O hastaneyle ordu evinin arkasında bir çukur. Orayı bize bıkarsınlar, güzel bir mabet haline getirelim. Dedelerimizin orada yattığını hepimiz biliyoruz. 41 kişiyi toplu olarak aynı çukura gömmüşler. Yani biz orayı bir mezar haline getirelim. Bunu devletten istiyoruz. Devlet yapsa çok daha iyi olur. Yapmazsa biz yapalım. Hiç olmazsa ayda bir gider Fatiha okuruz.”

Misafir Avatar
İsim
E-posta
Kalan Karakter:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
mehmet yilmaz 7 ay önce

Simdi benim dedemve 2kardesi kars sarikamlsta sehit olmusdedem yetim buyumus besikten itibaren ve siz hala dedenizimi savunuyorsunuz siz gunahkar zavalli ateistler olarak yok olacaksiniz mazlumun ahi cikacak ahestee ahesteee pisliklerr


turbobitturbobit premiumletitbitletitbit premium