Soykırımı Hazırlayan Etmenler

Soykırımı Hazırlayan Etmenleri anlatan Dr. Mohammed Yunus'un Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarınca hazırlanmış eseri.


Tarih: 2017-09-07 17:41:06

Müslüman Arakan Hükümdarlarının İslami Hedeflerini Kaybetmesi

Arakanlılara İslam’ı ilk tanıtan Arap tüccarlar ve Sufi dervişlerin yüksek ahlakı ve hakkı yaymak saf niyetiyle gösterdikleri çabaları başarılı oldu. Arakan’ın yerli sakinlerinin büyük bir kısmı İslam’ı kabul etti. Onların diğerkâmlıkları, fedakârlıkları ve katkıları sayesinde Arakan’ın ilk Müslüman krallığı, Müslüman Bengal’in de yardımıyla 1430’da kuruldu. Müslüman krallar Arakan’a babadan oğula saltanat yoluyla hükmetseler de İslami devlet sistemini sıkı sıkıya takip ettiler. Örneğin bir hükümdar tahta çıkmadan önce “İslami ilimler tahsilini tamamlama” ön şartını yerine getirmek zorundaydı. Ülkenin hukuk sistemi şeriat üzereydi. İslami kültür o kadar yaygındı ki, o tarihlerde Budist kadınlar bile tesettüre riayet ederdi. Süleyman Şah’tan (1430-1434) Ali Şah’a (1520-1530) kadar geçen yüz yıl boyunca Müslüman hükümdarlar Bengalli Müslüman hükümdarlarla sıkı ilişkiler kurdular ve Arakan’da İslami bir hayat tesis ettiler.

“Arakan’ı birbiri ardına tahta çıkan on bir hükümdar yönetti. Bengal ile dostane münasebetler sürdürüldü. Arakanlılar Bengal’e saygı gösterdi ve onlardan tarih ve siyaseti öğrendi. 1531’de Min Bin (Zabuk Şah) tahta çıktı. Onun tahta çıkışıyla Arakanlıların İslamiyet konusundaki olgunlaşması tamamlandı ve imparatorluk kurulmuş oldu.” (“Kıyı Medeniyetinde Arakan’ın Yeri”, JBRS, Cilt 2, s. 491)

1538’de bağımsız Bengal sultanlarını deviren Mughalların iktidara gelmesiyle birlikte iç savaş çıktı. Zabuk Şah’tan sonra gelen Arakan kralları gayrimüslimleri İslam’a davet ederek İslam nizamının temellerini sağlamlaştırmak yerine, imparatorluğu genişletmeye odaklandılar. Politik çıkarlar ve hanedanın ömrünü uzatmak için Hindistan’ın Mughalları gibi İslami veya gayri İslami her yola başvurdular. Zabuk Şah, doğudan ve batıdan gelen düşmanlara karşı Portekizli korsanları kullandı. İmparatorluk savaşlarla genişledikçe sorunlar da artmaya başladı. Gayrimüslimlerin önemli mevkilere atanmasından dolayı yönetimde skandallar ortaya çıktı. Sonuçta, II. Hüseyin Şah (Thiri Thudamma) bir saray entrikasıyla suikasta uğrayarak öldürüldü. Oğlu Meng Sani de suikastla öldürülünce Narapati adında halktan bir Budist 1638’de tahtı ele geçirdi. Artık Arakan’da siyasi güç el değiştirerek Müslümanlardan Budistlere geçmişti. Böylece Arakan İmparatorluğu’nun Arakan Tepeleri’nin öte yanındaki Burmalıların ülkeye saldırıp işgal etmesinin önünü açan çöküşü başladı. Bu da ileride Müslümanların uğrayacağı etnik temizliğin habercisi oldu.

İç Savaş ve Burma Kralının Arakan’ı İşgali

Tahtın Budist bir kral tarafından ele geçirilmesinden sonra bile Müslümanlar ülkede hatırı sayılır bir siyasi güce sahipti. 1660’ta Şah Shuja’nın talihsiz bir şekilde Arakan’a ulaşmasından sonra başlayan siyasi çalkantılar krallığı sardı. Sanda Thudamma’nın ölümünün ardından iç savaş çıktı. Arakanlılar 1666’da yüz yıl hükmettikleri Chittagong’u kaybettiler. 1666’dan 1784’teki Burma işgaline kadar siyasi güç sürekli el değiştirirken iç savaş aralıksız sürdü. Gücü ele geçiren son iki kral etnik olarak Kaman Müslümanlarına mensuptu. Budist ileri gelenlerinden bir grup (Rakhine-Magh), Ava’ya giderek ülkelerine müdahale edilmesini istedi (Genel Hatlarıyla Burma Tarihi, G.E. Harvey, s. 97). Mrauk U Hanedanı’nın düşüşü, fiziksel ve kültürel olarak İslam’a dair her şeyin yerle bir edilmesine sebep olduğundan bu durum Müslümanlar için ölümcül bir darbe oldu (Rohingya’nın Haykırışı ve Talepleri, Şemsuddin Ahmed). Paha biçilmez tarihî belgelere sahip saray kütüphanesi tamamen yok edildi. Müslümanlar bir daha asla siyasi güçlerini tekrar elde edemediler ve bu da nihayetinde soykırıma yol açtı.

İngiliz Ayrımcılığı ve Müslüman Arakan Liderlerinin Geleceği Görememesi

Müslümanlar Burma kralının hükmü altında kırk yıl boyunca o kadar çok eziyet gördüler ki, İngilizlerin Arakan’ı işgalini bile olumlu karşıladılar; öyle ki İngilizlerin Arakan’a saldırmak için kurduğu Arakan Hafif Piyade Taburu’nda aktif görev aldılar. Buna rağmen yüz yıllık İngiliz idaresi sırasında Arakan Müslümanları ayrımcılığa uğramaktan kurtulamadılar ve İngilizlerin dünya çapındaki Müslüman karşıtı politikasının kurbanı oldular. Arakan’la ilgili bütün hususlarda Arakanlı Budistler kayırılıyor ve farklı muamele görüyordu. Bu yüzden Müslüman toplum eğitim, ekonomi ve siyaset dâhil tüm alanlarda toplumun diğer kesimlerinin gerisinde kaldı. Mamafih bu geriliğin birazı da Müslümanların suçudur. İngiliz yönetimi sırasında hiçbir Arakan Müslümanı önemli bir mevkiye gelmedi. Siyasi olarak geri oldukları için İngiliz idaresi sırasındaki siyasi oluşumlara da katılamadılar. Burma’nın Hindistan’dan ayrılmasından sonra kurulan yerel idarenin bir parçası olamadılar. Burmalı-Rakhine müttefiklerin 1942 yılında gerçekleştirdikleri soykırımı planlayıp uygulayabilmelerinin sebeplerinden biri de buydu.

Hindistan’da sömürgeciliğe karşı ayaklanma başladığında ülkedeki Müslüman veya gayrimüslim bütün kesimler İngiliz yönetimine karşı dişiyle tırnağıyla mücadele etti. Burma’da Burmalı Budistler bağımsızlıklarını kazanmak için davaları uğruna zaman zaman Japonlar zaman zaman da İngilizlerle ittifak kurmak dâhil denemedik yol bırakmadılar. Rakhine-Magh Budistleri de kendi menfaatleri için Burmalılarla birlikte siyasi ve silahlı mücadeleye katıldılar. Karen, Kachin ve Shan her türlü olasılığa karşı her zaman hazırlıklıydı. Ana kara Burma’daki Müslümanlar Burmalılarla birlikte siyasi faaliyetlere katıldılarsa da gelecekte kendi halklarını ve dinlerini olası bir tehlikeden korumak konusunda hiçbir şey yapmadılar. Arakan Müslümanları Burma’da hızla değişen siyasi duruma karşı kayıtsız kaldı. 1942’de soykırım çapında bir katliama maruz kalana kadar ne mallarının, canlarının, şeref ve haysiyetlerinin emniyetini ne de dinlerini korumak için hangi adımları atmaları gerektiğini, ne tür hazırlıklar yapmaları gerektiğini kavrayabildiler.

Direniş Hareketlerinin Başarısızlığı

1942’deki soykırım amaçlı katliamdan sonra Rohingyalar bütün güçleriyle soykırıma karşı koymaya ve azılı düşmanlarını alt etmeye odaklanarak hayata yeniden sarıldılar. Ancak geleceğe karşı hazırlıksızdılar. İngilizlerin Arakan’dan ayrılmasından sonra haklarını nasıl alacakları konusunda siyasiler arasında görüş ayrılıkları vardı. Bazıları haklarını garantiye almak için Doğu’dan medet umdu, bazılarıysa Batı’dan. İngilizler zaten onlara ihanet etmişti. Bağımsızlık nihayet Burma’ya geldiğinde şaşkındılar ve tamamen soykırımı planlayan kesimin merhametine kalmışlardı.

Bağımsızlıktan kısa bir süre sonra Burma’nın yeni yöneticilerinin bir katliamına daha maruz kaldılar. Burma Bölgesel Birlikleri’nin (BBB) yaptığı bu katliam üzerine hayatta kalmalarının ancak düşmana direnmekle mümkün olacağı konusunda Arakan Müslüman liderlerinin artık hiçbir kuşkusu kalmamıştı.

Jafor Kawwal adında genç bir Rohingya vatanseveri 1948’de “Cihad Konseyi” adıyla ilk halkçı direniş mücadelesini başlattı. Bu mücadele 1961’de direnişçilerin silah bırakmasıyla sona erdi. Askerler darbeyle yönetimi ele geçirip zor kullanarak Rohingya’yı ezmeye başladıktan sonra, bu sefer halk desteği bulan ikinci direniş hareketi Rohingya Bağımsızlık Gücü (RBG) adıyla 1964’te Sultan Bey tarafından başlatıldı.

1974 sonunda bu hareket de dağıldı. Üçüncü direniş hareketi ise Rohingya Vatansever Cephe (RVC) adıyla 1975’te Jafor Habib tarafından kuruldu. Daha sora bunlardan ayrılan bir grup 1982’de Rohingya Dayanışma Örgütü’nü (RDÖ) kurdu. 2000’de Arakan Rohingya Millî Örgütü adıyla başka bir direniş platformu daha oluşturuldu.

Rohingyalar düşmana karşı mücadeleyi sürdürmek için çok büyük fedakârlıklarda bulunmalarına rağmen bugüne kadar somut bir netice elde edemediler. Ancak Myanmar rejiminin Rohingya direnişi karşısında zaman zaman köşeye sıkışıp şaşkınlık ve hayretle soykırım planlarını ertelemek zorunda kaldığı zamanlar da oldu. Böyle zamanlarda ne yapıp edip Arakan’daki direnişi kırmak ve yok etmek için harekete geçen rejimin izlediği stratejiler ve direniş hareketlerinin kendi zaaf ve başarısızlıkları sonucunda takati kesilen direnişin şu anda düşmana karşı koyabilecek gücü kalmamış durumda. Bir yandan direnişin güçten düşmesi bir yandan da komşu Bangladeş’in zulüm altındaki Rohingya’ya karşı izlediği kayıtsız tutumu ve İslam dünyasının genel miskinlik ve acziyeti Rakhine-Burma müttefiklerine soykırıma yönelik son katliamları yapma cesaretini verdi.

Bu noktada direniş hareketinin başarısızlığının aşağıda sıralanan iç ve dış faktörlere bağlı olduğu söylenebilir:

Liderlikte başarısızlık

Bir hareketin başarılı veya başarısız olması, başka diğer faktörlerin yanında her şeyden önce lider faktörüne bağlıdır. Direniş hareketlerine liderlik eden kişiler incelendiğinde görülecektir ki, bir hareketi yönetecek insanı seçerken veya birinin liderliğindeki bir harekete katılırken insanların geneli öyle derinlemesine düşünmez. Ancak er veya geç bu insanlarda liderlerinin ahlakı, dürüstlüğü, güvenilirliği, yoldaş ve takipçilerine davranışları; adam kayırmacılık, akrabasına, hemşerisine iltimas vb. konularda hoşnutsuzluk yahut hareketi başarıya ulaştırma kabiliyeti hususunda fikir ayrılığı baş gösterir. Küskün yoldaş ve takipçiler lidere karşı fısıltı gazetesi yoluyla bir kampanya başlatır ve sonunda ya oylama ile yahut zorla liderlerini değiştirmeleri gerektiğine inanırlar. Öte yandan bu gibi durumlarda lider ya marjinalleşir ya da liderlik pozisyonuna karşı bir tehdit oluşturduğunu düşündüğü kişileri hareketten ihraç eder. Aynı zamanda dalkavuk takımından bir grubu da etrafına toplayarak ya sahte oylamayla ya da oylamadan kaçınarak liderliğe devam eder. Bu sürtüşmeler sırasında lider ya öldürülür ya da askerî darbe vb. başka bir yolla görevden alınır veya liderden ve dalkavuklarından uzaklaşılarak öne çıkan başka bir kişinin liderliğinde başka bir hareket kurulur.

Yukarıda bahsi geçen iç sorunlar sebebiyle Rohingya direniş hareketlerinin düşmana karşı girişilecek eylem planına yoğunlaşmak yerine daha çok iç meselelerle meşgul olduğu görülmektedir. Ayrıca liderlik sadece tepedeki adamla sınırlı değildir; aynı zamanda karar mekanizmalarının başındakileri ve o kararları icra eden seçilmiş kişileri de kapsamaktadır. Tecrübeler göstermiştir ki liyakatsiz, tıynetsiz, güvenilmez kişiler Rohingya direniş gruplarında birtakım hileli veya bilinçli tercihler neticesinde ana karar mekanizmalarının içine sızmıştır. Bu da karar mekanizmalarının dedikodu, komplo ve münazaa ile yıprandığı sağlıksız bir ortamın oluşmasına neden olmuş, bu durum da acziyet ve kayıtsızlık doğurmuştur. Birlik ve dayanışmanın olmaması direniş üyelerini olumsuz etkileyerek bıkkınlık, gruplaşma ve liderliğe olan güvenin azalmasına yol açmıştır. Netice ya terk etmek ya da örgütte iktidarı ele geçirme komplolarına katılmak şeklinde kendini göstermiştir.

Etkili ve becerikli insan gücü eksikliği

Etkili ve becerikli insan gücü olmaksızın hiçbir grup hedefine ulaşmayı bekleyemez. Rohingya direniş grupları bu konuda ciddi sıkıntı yaşamaktadır. Ayrıca direniş mücadelesi sırasında etkili ve becerikli insan gücü yetiştirecek kurumsal mekanizmadan da mahrum kalmışlardır. Etkili ve becerikli insan gücü derken mücadeleyi hangi şartta olursa olsun sürdürecek kararlılık ve güçlü iradeye sahip, davayı kavramış ve bunun için fedakârlık yapmaya hazır insan gücünden bahsediyoruz. Bu insanların aynı zamanda sabır, azim, cesaret, gayretli çalışma, disiplin, nefse hâkimiyet, güvenilirlik, birlikte çalışma ve ortak hedefleri şahsi menfaatlerin üstünde tutma kararı, samimiyet, lidere itaat, örgüte sadakat ve ilgili işleri yapabilme maharetine sahip olmak için gerekli eğitimi almış olma gibi özellikleri de haiz olması şarttır.

Direniş hareketlerine katılanların çoğu çok az eğitim görmüştür, bu gruplar içerisinde eğitimli olanların sayısı hayli azdır. Mevcut şartlar altında etkin ve mahir direnişçiler olabilmeleri için onları yetiştirecek düzgün bir mekanizma olmadığından kolayca yanlış yönlendirilebilme yahut fitnecilerin ve komplocuların dalaverelerine kanabilme riskleri bulunmaktadır. Direniş mücadelesi boyunca bu çok yaygın bir durum olagelmiştir.

Profesyonel ve vasıflı askerî liderlerin olmayışı

Etkili bir direniş hareketi; askerî eğitim ve staj görmüş, askerî bir örgütün nasıl yönetilmesi gerektiğini çok iyi bilen, hangi koşullarda nasıl bir askerî strateji ve taktiğin uygulanması gerektiği konusunda bilgi sahibi olan profesyonel ve vasıflı askerî liderler tarafından yönetilmelidir. Ancak maalesef Rohingya direniş örgütleri hareketin başlangıcından itibaren profesyonel ve vasıflı olmayan liderler tarafından yönetilmiştir. Ayrıca bu kişiler bu özelliklere sahip insanları bulmak veya eğitmek konusunda da hiç çaba göstermemiştir. Sonuç olarak direnişin gözle görülür bir mesafe kat edememesinin sebeplerinden biri de budur.

Direniş hareketinin yapısal gelişimini anlayamamak

Özellikle İslami ideolojiye dayanan bir direniş hareketi diğer siyasi ve sosyal örgütlerden farklıdır. Liderler ve ileri gelenler yani örgütün kaptan köşkünde bulunanlar adaleti tesis etmek için mücadele eden bir hareketi simgelerler. Düşmanın karşısında tunçtan bir yapı gibi dururlar. Ancak bu şekilde bir direniş hareketinin sıkça muhatap olduğu şiddet ve öfkeye karşı koyabilirler. Bir direniş hareketinde böylesi karakterlerin yetişmesi bir kalem darbesiyle olacak iş değildir. Bu kişiler, hareketin zor ve olumsuz şartlarda gelişmesi için canları ve mallarıyla mücadele edebilecek kararlılık ve kudrete sahip veya cesaretleri sınanarak böyle oldukları kanıtlanmış insanlardır. Davalarına sadık bu fertler direniş gruplarının belkemiğini oluşturur. Direnişin sorumluluğunu sırtlanarak ona tüm kalpleri ve ruhlarıyla önderlik ve rehberlik ederler. Tecrübeyle sabittir ki, Rohingya direniş gruplarının içerisinde çıkan ayrılık ve sürtüşmeler böyle bir belkemiğinin olmamasından kaynaklanmaktadır. Çoğu zaman cesaretleri sınanmayan bu kişilerin iş başa düştüğünde, sorumluluk alınması gereken bir durum olduğunda yarı yoldan döndüğü veya hain olduğu ortaya çıkmıştır.

Belkemiği olan grup, hareketin temelini oluşturur. Hareketin yapısının tamamlanması için gerekli tüm yapısal değişiklikler bunun üzerine inşa edilebilir. Rohingya direniş grupları örgüt gelişiminin bu en önemli tarafını idrak edememiştir.

Doğru strateji ve planlama noktasındaki hatalar

Direniş hareketlerinin hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik mesafe kaydedebilmeleri için doğru stratejiyi uygulayıp hem siyasi hem de askerî cephede ona göre plan yapabilmeleri gerekir. Arakan’daki direniş mücadelesinin ilk günlerinde direniş grupları klasik savaş taktiği uygulamıştır. İlerleyen dönemlerde ise isabetli strateji ile planlama geliştirebilecek siyasi liderlerin olmayışından kaynaklanan ve direniş güçlerinden pek çok insanın hayatını kaybetmesine yol açan hatalar yapılmıştır.

Ayrıca, yine yukarıda sözü edilen sebeplerden dolayı direniş güçleri çoğu zaman etkisiz kalmıştır. Öyle ki ekipman eksikliği de dâhil olmak üzere muhtelif eksiklikleri sebep göstererek düşman güçleriyle çatışmaya girmemişlerdir. Bu da direniş güçlerinin görevlerini terk etmelerine ve zararlı faaliyetlerde bulunmaları sonucunda atıl kalmalarına yol açmıştır.

Gerekli hazırlığın olmaması

Tecrübeyle sabittir ki direniş hareketleri vasıflı ve eğitimli insan gücü konusunda yeterli hazırlıkları olmadan, mücadele için sağlam bir fon oluşturmadan, sadece gerekli minimum ekipmanla davalarına inanmış kitlelerin ve dost çevrelerin maddi manevi desteğini alarak silahlı mücadeleye atılmaktadır. Direniş mücadelesi için gerekli hazırlıklara yola çıkıldıktan sonra başlandığı görülmektedir. Bu sebeple de direniş güçleri ciddi zorluklar yaşamaktadır. Eksikliklerden bir kısmı zamanla giderilebilse de bazısı giderilemeyerek hareketin etkinliğini yitirmesine yol açmaktadır.

Anlaşmazlık ve direniş içindeki fraksiyonlar arasında çatışma

Başlangıcından itibaren anlaşmazlık ve fraksiyonlar arası kavgalar direniş mücadelesi içinde hep olagelmiştir. Bunun neden böyle olduğunun ise anlaşılmaya çalışılması gerekmektedir. Aksi takdirde bu olumsuzluktan kurtulmak mümkün değildir. Zira direniş mücadelesinin başarısızlığının temelinde yatan asıl sorun budur. Anlaşmazlık ve fraksiyonlar arası çatışmaların en önemli sebeplerinin başında farklı grup ve fraksiyonları bir çatı altında toplayabilecek, şüphe ve yanlış anlamaları ortadan kaldıracak, örgüt içi anlaşmazlık ve ihtilafları çözecek bir mekanizma kurarak bunun devamlılığını sağlayacak ileri görüşe ve vizyona sahip liderlerin olmayışı gelmektedir. Her şeyden önce, dikkatli ve hassas bir şekilde samimi bir istişare sonucu ortaya konan anlaşma kurallarına uymayı taahhüt eden gruplar arasında güç birliği sağlanmalıdır. Birlik sağlanması konu sunda başarı kazanılması, birliğin dışında kalanları da aynı yolu izlemeye teşvik edecektir.

Halk desteğinin kaybedilmesi

Silahlı direniş mücadelesinin yükselişe geçmesi üzerine Rohingyalar çok büyük bir istekle direnişi tüm kalpleriyle desteklemeye başladılar. Çok sayıda genç harekete katıldı. Kadınlar ziynetlerini bağışladılar. Ne var ki, direniş grubu liderlerinden birinin suikastla öldürülmesinden sonra bir grup hareketten ayrıldı. Bu da gruplar arasında sonu gelmeyen bir çatışma başlattı. Mücadele boyunca farklı savaşçıların emri altında pek çok grup türedi. Bunun üzerine halkın direnişe olan desteği zayıfladı. Direniş hareketinin oluşmasına yardım etmek için gerçekten büyük çaba gösteren entelektüeller ve elitler zamanla desteklerini çektiler. Halk desteğini yitiren direniş sonunda mali sıkıntıya girdi. Bunun üzerine direniş güçleri ekonomik sıkıntılarını çözmek için halktan ağır vergiler alma yoluna gitti; vergiden kaçınanlara karşı da sert tedbirler uygulandı. Ayrıca yargısız infaz, adam kaçırma ve cebren evlilik gibi diğer yanlış uygulamalar da yayılmaya başladı. Direnişin kontrolü altındaki bölgede oturan hali vakti yerinde insanlar sözüm ona kendilerini mücahit olarak tanıtan bu kişilerin şerrinden korunmak için devlet kontrolündeki bölgeye taşınmak zorunda kaldı. Pek çok kişi de Pakistan’a göç etti. Halkın direniş gruplarına olan öfkesini fark eden rejim ise, bu durumdan azami derecede istifade ederek onları kendi tarafına çekti.

Müslüman Bir Savaşçı Birliğin Başarılı Olabilmesinin Şartları

Müslüman savaş güçlerinin başarılı olması için Kur’an-ı Kerim’de geçen aşağıdaki âyetleri dikkate almak gerekir:

“Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında büyük gazaba sebep olur. Doğrusu Allah kendi uğrunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf halinde çarpışanları sever.” (Saf: 4). İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre savaş emredilmeden önce Müslümanlar arasından bazısı “Allah indinde en kıymetli amel nedir bilelim ki aynısını yapalım.” dediler. Ama bunun Allah uğruna savaşmak olduğu kendilerine bildirildiğinde sözlerini tutmaları çok zor oldu. Makatil bin Hayyan Uhud Savaşı’nda bu insanların sınandığını ve Peygamber Efendimizi (sav) terk ederek kaçtıklarını rivayet etti. İbn Zeyd bunların pek çoğunun Peygamber Efendimizi ne zaman gerekirse düşmana karşı koymak için kendisiyle geleceklerine inandırdıklarını ama bu durum gerçekleştiğinde vaatlerinin sahte olduğunun anlaşıldığını rivayet ediyor. Ebu Katade ve Dahhak bu kişilerden bazılarının savaşa katıldıklarını ancak muvaffak olamadıklarını ama savaş meydanından dönerken “cesurca savaştık ve şu şu zaferleri kazandık” diyerek övünüp böbürlendiklerini rivayet ediyor. Allah’ın âyette azarladığı kişiler işte bunlardır.

“Doğrusu Allah kendi uğrunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf halinde çarpışanları sever.” (Saf: 4). Bu âyet öncelikle sadece iman edenlerin ve her türlü tehlikeyi göze alarak Allah yolunda savaşmaya hazır olanların O’nun rızasını kazanacaklarını gösteriyor. İkincisi Allah şu üç özelliğe sahip olan orduyu seviyor: (a) Allah yolunda tam bir idrakle savaşan ve Allah’ın rızasının olmadığı bir iş için savaşmayan; (b) disiplinsiz olmayıp iyi bir savaş nizamına ve organizasyonuna sahip olan; ve (c) düşmana karşı “kenetlenmiş bir duvar gibi saf halinde” direniş gösteren.

Aşağıdaki özelliklere sahip bir ordu karşısında hiçbir düşman “kenetlenmiş bir duvar” gibi savaş nizamında duramaz:

Askerleri ve kumandanları tek vücut halinde birleştirecek olan inanç ve hedeflerde tam bir beraberlik sağlandığında.

Ancak herkes hedefinde samimi ve saf niyetlere sahip olursa oluşacak olan yekdiğerinin samimiyetine güven sağlandığında; aksi takdirde zorlu savaş şartları hiç kimsenin samimiyetsizliğinin gizli kalmasına müsaade etmez ve bir kere güven kaybı oldu mu da ordunun bütün fertleri birbirlerine güvenmek yerine şüphe etmeye başlar.

Kumandanlar ve askerler, birbirlerine sevgi ve saygı gösterip iç çatışma ve anlaşmazlıktan uzak durabilmeleri için gereken yüksek ahlaki ölçülere sahip olduğunda. Tüm orduya şevk vererek onlara yenilmez bir kahramanlık, fedakârlık ve adanmışlık ruhu aşılayacak olan ortak ideal sevgisi ve bunu gerçekleştirme kararlılığına sahip olunduğunda. İşte bir ordu ancak bu şekilde kenetlenmiş bir duvar gibi düşmana karşı koyabilir.

Peygamber Efendimizin (sav) liderliğinde kurulan güçlü askerî örgütlenmenin temelinde bu ilkeler yatıyordu. Zamanın büyük güçleriyle çarpıştılar ve onları yok ettiler, yüzyıllar boyunca hiçbir güç onların karşısında duramadı.

Direniş Hareketinin Başarısızlığına Sebep Olan Diğer Faktörler

Özellikle komşu Müslüman ülke başta olmak üzere İslam dünyası genelinde harekete destek sağlanamamış olması direnişin başarısız olmasında etkili oldu. Müslüman komşu ülke olan eski Pakistan, bugünkü Bangladeş, başlangıçta diplomatik ve diğer bütün kısıtlamalara rağmen direnişin başarıya ulaşmasını gerçekten istiyordu, ancak direniş grupları Bangladeş’in bu desteğini devam ettirecek coşkuyu ve olumlu havayı koruyamadı. İslam dünyasının diğer ülkeleri de genel olarak Rohingya davasına sempati besliyor, fakat bir çözüm bulunmasını sağlayacak somut adımlar atmak konusunda Rohingya siyasi liderliği ne Bulgar Müslüman azınlık ne de Güney Filipinler’deki Moro Müslümanları kadar etkili bir gündem oluşturabildi. Ancak bütün olumsuzluklara rağmen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Rohingyalar içindeki bütün fraksiyonları geniş tabanlı tek bir siyasi forumda toplamayı başardı. 2012’deki soykırım amaçlı katliamdan sonra İİT, Müslüman üye ülkelerde ve uluslararası kamuoyunda farkındalık yaratarak Rohingya halkının maruz kaldığı soykırımı durdurmak için iş birliği yapılmasını sağlamak ve nihai çözümü bulmak konusunda takdire şayan bir iş çıkardı.

İnsanın Çektiği Zulme Dair İslami Perspektif

İslam inancına göre bu dünyada Allah-u Teala’nın izninin olmadığı hiçbir iş gerçekleşemez. Kur’an-ı Kerim ve hadisler insanoğlunun bu dünyada çile çekmesinin muhtelif sebeplerini sıralar. Soykırım, insanın çekebileceği en ağır çiledir.

Kur’an-ı Kerim’de insanoğlunun çilesini anlatan âyetlerden bazıları şöyledir:

  • “İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.” (Rum: 41)
  • “Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah’ın gazabına uğradılar. Bu Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendi. Bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı.” (Bakara: 61)
  • “Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir: Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler. Bu yüzden Allah onlara yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı.” (Nahl: 112)
  • “Bir şehri yok etmek istemediğimiz zaman, şımarık varlıklarına yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hak eder. Biz de onu yerle bir ederiz.” (İsra: 16)

Peygamber Efendimizin (sav) Bazı Hadisleri

  • Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu: “Ümmetimden iki sınıf vardır ki onlar salaha ererse insanlar da salaha erer; eğer onlar fesada girerse insanlar da fesada girer: amirler, yöneticiler ve fakihler.”
  • Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: “Bir toplulukta insanlar iyiliği emredip kötülükten sakındırmayı bırakırsa Allah onların gençlerine merhamet, yaşlılarına hürmet göstermeyecek yöneticiler gönderir. Sonra âlimleri, Allah’a yalvarıp dua etse bile duaları kabul edilmez.”
  • Hz. Ebu Bekir Sıddık (ra) müminlerin halifesi seçildikten sonraki ilk hutbesinde “Allah yolundaki cihadı terk eden bir millet mutlaka fakr-u zaruret ve zillete düşer. Şüphesiz Allah fesada giren bu insanlara belayı gönderir.”

Dr. Mohammed Yunus
Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları