THY- Euroleague

Ayasofya’nın mimari özellikleri nelerdir?

Avlunun içindeki müze girişinin ortasındaki yüksek “İmparatorluk Kapısı” ve üzerindeki mozaik pano 9. yüzyıl sonunda yapılmıştır. Yanlardaki madalyonlarda Meryem Ana ve Baş Melek Gabriel'in portreleri bulunur.

Ayasofya'nın en görkemli yanı, havaya asılı gibi duran ve bütün binayı kaplayan kubbesidir. Duvarlar ve tavanlar rengârenk mermer ve mozaiklerle kaplıdır. Alt katta ve galerilerde 6. yüzyıl Bizans süsleme sanatının en karakteristik örnekleri olan toplam 107 sütun bulunur. O çağa ait bir özellik olan derin oyulmuş mermerler güzel bir ışık ve gölge oyunu oluşturur. Ortalarında imparator monogamları bulunur. Apsis yarı kubbesinde, kucağında çocuk İsa ile Meryem Ana, sağ yanda ise Baş Melek mozaikleri yer alır.

Galeriler seviyesindeki duvarlara asılmış ve deri üzerine yapılmış büyük diskler ile kubbedeki yazıt, eserin cami olarak kullanıldığını hemen hatırlatır. 19. yüzyıl ortalarında dönemin büyük ustaları tarafından yazılan bu kaligrafiler birer şaheserdir. Yuvarlak tablolarda Allah, Hz. Muhammed, 4 Halife ve Hasan - Hüseyin isimleri yazılıdır.

Binanın kuzey köşesinde bulunan, alt kısmı bronz bir kuşak ile çevrilmiş ve parmak sokulabilen bir deliği olan “terleyen sütun”da dilek dilemek eski bir gelenek olarak sürer.

Kuzey kanatta bir, güney kanatta da üçlü figürler halinde üç mozaik pano bulunur. Güney galeride, yanındaki pencereden giren gün ışığı altında, Bizans mozaik sanatının şaheser panosu yer alır. Burada son mahkeme sahnesinin tam ortasında bulunan ve “Diesis” diye bilinen üçlü figürdür. Ortada İsa, onun sağında Meryem, solunda ise Hz. Yahya yer alır.

İç koridordan müzeyi terk ederken görülen büyük mozaik pano ise 10. yüzyıldan kalmadır. Bozuk perspektifli figürler, ortada Meryem Ana ve çocuk İsa, yanlarda ise şehir maketini sunan Büyük Konstantin ile Ayasofya maketini sunan Justinyen'dir. Çıkışta kısmen zemine gömülü M.Ö. 2. yüzyıldan kalma bronz kapıların bir pagan mabedinden getirtildiği sanılıyor.

Ayasofya, Osmanlı dönemi boyunca cami olarak varlığını sürdürdü, tüm padişahlar tarafından özel bir ilgi gördü. Zaman içinde Osmanlı İmparatorluğu'nun kendi kültüründen izler taşıyan eserlerle de donatılan yapı, günümüze kadar her iki dinin ve kültürün etkisini taşıyan bir şaheser oldu. Ayasofya'daki türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini oluşturmaktadır.