THY- Noukşot

Divan-ı Hümayun’da işlemler nasıl yürütülmekteydi?

Divan’da önce devletin dahili ve harici meseleleri görüşülürdü. Bu konularda alınan kararlara dair evrak hazırlanırdı. Bundan sonra herhangi bir işin veya davanın halli için divâna gelen halkın dinlenmesine başlanırdı. Dışarıda bekleyenler, çavuşlar ve kapıcılar marifetiyle, kafileler hâlinde ve bir sıra tertibinde divâna getirilirler, çavuşbaşı ve kapıcılar kethüdâsı bu kimseleri bulundukları yerden alarak Divânhâne’ye sokardı. Divân-ı Hümâyûn’a sunulan arzuhaller, sadrazamın huzurunda, önceleri reisülküttâp tarafından okunurken, XVIII. yüzyılın başlarından itibaren bu vazifeyi büyük ve küçük tezkireciler ifa etmeye başladılar.

Divân-ı Hümâyûn’u en fazla meşgul eden meseleler, imparatorluğun dört bir yanından gelen istek sahiplerinin talepleri ile yerel kadının verdiği kararı beğenmeyen, kendi bölgesindeki memurlardan baskı gördüğünü iddia eden, birisiyle anlaşmazlığa düşen ya da daha başka sebeplerle şikâyetlerini divâna intikâl ettiren kimselerin davaları idi. Divânda davalı ve varsa davacı bizzat kendi kendini müdafaa eder, lüzum görülürse yerel kadıdan bu konuda bilgi istenir ya divândan çavuşlar veya mübaşir adı verilen görevliler o bölgeye gönderilerek araştırma yapılırdı. İsteyen herkes, din, dil, ırk ve içtimaî mevkii farkı gözetilmeksizin divâna müracaat edebilirdi. Yapılan muhakeme neticesinde suçu sabit görülenler hangi makamda olurlarsa olsunlar, suçlarının durumuna göre azil, sürgün gibi cezalara ve hatta idam edilebilirlerdi.

İdam dahil alınan karar derhal uygulanırdı. Divâna başvuranlardan Türkçe bilmeyen kimselerin sözleri Divân-ı Hümâyûn tercümanı tarafından tercüme edilirdi. Divân erkânı, muayyen bir iş bölümü ile çalışırdı. Kanunnâmelerde “vekil-i mutlak” sıfatıyla anılan ve bu sıfatı tayini sırasında kendisine verilen, üzerinde dönemin padişahının ismi yazılı beyzî şeklindeki mühr-i hümâyûnla simgelen sadrazam, padişah adına divânın başkanı, dolayısıyla da en yetkili azası ve koordinatörüydü. Veziriazam, huzurunda okunan arzuhallerdeki meseleler hakkında kesin bir karara varamadığında, meseleyi, şer’î bir dava ise kadıas-kere, malî bir dava ise defterdara, toprakla ilgili bir konu ise nişancıya havale ederdi.

Divânda kendi sahalarında padişahın vekili konumunda bulunan bu kimseler, lüzum görürlerse davayı, daha sonra etraflıca incelemek üzere, kendi divânlarına intikal ettirirlerdi. Devlet işlerinde tecrübe kazanmaları amacıyla divâna dâhil edilen Kubbealtı vezirleri, kendilerine bir şey sorulmadıkça mü zakerelerde, herhangi bir şey yapmadan otururlardı. Şikâyetçilerin fazla olması durumunda, sadrazamın müsaadesiyle ikinci vezir de dava dinler, tayin, azil ve maaş zammı haricindeki işleri hallederdi. Ayrıca vezirler nişancının işinin çok olduğu zaman, yine sadrazamın emriyle, ferman ve beratlara tuğra çekmede nişancıya yardım ederlerdi.