THY - Orta Avrupa Eylül

Sultan İbrahim öldürüldükten sonra yeniçeriler ile sipahiler nasıl çatıştı?

Sultan İbrahim’in yeniçeri ileri gelenlerinden kürk vergisi almaya kalkması tahttaki sonunu hazırladı. Veziriazam Ahmed Paşa’nın yeniçeri ileri gelenlerini öldürtmeye kalkması üzerine, yeniçeriler Sofu Mehmed Paşa’yı yeni sadrazam ilan ettiler. Sultan İbrahim durumu öğrenince, yeni sadrazamı tehdit etti. Olanları öğrenen ağalar, daha radikal bir karar aldılar. Artık yeni hedefleri Sultan İbrahim’i tahttan indirip yerine Şehzade Mehmed’i geçirmekti.

Sultan İbrahim’in Sofu Mehmed Paşa’ya attığı yumruk padişah için sonun başlangıcıydı. Valide Kösem Sultan’la da anlaşan asker, Sultan İbrahim’i tahttan indirdi ve 8 Ağustos 1648’de yerine IV. Mehmed’i çıkardı. Bir süre sonra da Sultan İbrahim öldürüldü. Bu feci olayın üzerinden fazla bir zaman geçmeden İstanbul’da bu sefer daha büyük bir askeri isyan patlak verdi. Veziriazam Sofu Mehmed Paşa’nın bazı icraatından rahatsız olan sipahiler 25 Eylül 1648’de önce Üsküdar’da isyan bayrağını açtılar.

Sipahiler ikna edilince isyan durduruldu. Ancak uzun süredir zor şartlar altında yaşayan İbrahim Paşa Sarayı’ndaki acemi oğlanları da, sipahilerin İstanbul’a gelmesini fırsat bilip ayaklandılar. Girit’e gönderilen askerler de İstanbul’daki isyan haberlerini duyar duymaz Silivri’den şehre geri döndüler.

24 Ekim 1648’de İstanbul’a akın eden sipahiler bir kez daha şehirde büyük bir isyan başlattılar. Önce “ayak divânı” yapılmasını istediler. Ancak istekleri kabul edilmedi. Daha sonra güçlerini arttırmak için yeniçerilerin de kendilerine katılmalarını teklif ettiler. Fakat ocak ağaları isyana katılmadılar. 26 Ekim 1648’de bütün acemi oğlanları ve sipahiler Atmeydanı’nda toplandılar. Ancak asiler, kendileri aleyhinde büyük hazırlıklar yapıldığı, katledilmelerine cevaz veren bir de fetva alındığını öğrenince yavaş yavaş Atmeydanı’nı terkettiler.

Beş gün sonra gece devriyesi gezen yeniçerilerin Sultanahmet Camii etrafındaki sipahi kıyafetindeki üç kişiyi yakalayıp, ertesi gün Şehzâde Camii önünde asmaları ve sipahilerin oturdukları hanları basıp onları tutuklamaları sönmek üzere olan isyan ateşini yeniden alevlendirdi.

Sipahiler tekrar Atmeydanı’nda bir araya geldiler. Gerginliğin artması üzerine yeniçerilerle sipahiler arasında büyük bir çatışma meydana geldi ve Sultanahmet Meydanı’nı cesetler kapladı. Sultanahmet Camii, yapıldığı günden beri ilk defa böylesine kanlı bir çatışmanın şahidi olmuştu. Yeniçeri ve sipahilerin karşılıklı tüfek atışları caminin kapı ve pencerelerinde büyük hasar meydana getirdi. Kurşun izleri uzun bir süre olayın elim birer şahidi olarak caminin muhtelif yerlerinde görüldü.

Ertesi gün camide ve meydanlarda öldürülmüş olanların naaşları, varsa akrabaları tarafından alınırken, akrabası bulunmayan iki yüzden fazla sipahinin cesedi, “Asi” olduklarına hükmedilerek cenaze namazları kılınmadan denize atıldı. Bu isyanda sipahilere, yeniçeriler eliyle, ağır bir darbe vurulmuş, ancak devlet görevlilerini endişelendiren yeni bir durum ortaya çıkmıştı. Nüfuzlarını kaybeden sipahiler karşısında yeniçeriler daha da güçlenmişti.

Bunun önünü almak ve sipahilerin daha fazla ezilmesini önlemek için yeniçerilere, “Lüzumu dolayısıyla oldu, yaramazlar cezasın buldu. Pâdişâh, kulundan vazgeçmez. Sipâhiler de bizim kardeşimiz ve seferde ve sulh zamanında yoldaşlarımızdır. Bundan sonra her kim anlara dil uzatıp kötü söylerse hiç aman vermeden hakkından gelinip denize atılır. Herkes edebi ile gezip laf atmaktan kati olarak çekinsin” şeklinde nasihatlerle gözdağı verilmeye çalışıldı. Fakat artık “ocak ağalarının bıyığını balta kesmez” olmuştu.