THY- Euroleague

Mızıka-i Hümayun nasıl kuruldu?

Asırlarca Osmanlı askeri müziği olarak kullanılan mehter musikisinden ilk kopuş, Nizam-ı Cedid ordusunun günlük yürüyüş ve eğitimlerinde kullanılmak üzere, o dönemdeki Fransız subaylarının katkılarıyla, bir boru-trampet takımı oluşturulmasıyla başladı. Bu boru-trampet takımının eğitimini İstanbul’da bulunan Fransız Monsieur Manguel üstlendi. Bu dönemde, birkaç önemli bandocu yetiştirilmekle birlikte, kaliteli bir bando takımı kurulamadı. Mansure ordusu kurulduğunda Nizam-ı Cedid süvari borazancılarından Vaybelim Ahmed Ağa borazan, yine Nizam-ı Cedid ustalarından Ahmed Usta da trampet çalmakla görevlendirildi.

Fransız Manguel, Enderun ağalarına bando eğitimi vermeye çalıştıysa da müzik alanındaki yetersizliğinden dolayı başarılı sonuçlar alamadı. Mansure ordusunun kurulmasının hemen ardından her bölüğe dörder trampetçi, zurnacı, tablzen, na’razen ve zilzen neferi tayin olunmuştu. Askeri eğitimlerde bandocu olarak görevlendirilen bu birliğin çaldığı müzik, özellikle ayak talimlerinde istenen ahenk ve coşkuyu vermediğinden, ''glarnet tabir edilen düdük''ün de mızıka takımına eklenmesi kararlaştırıldı. Bu karar üzerine 10 Mart 1827’de her bölüğe birer klarnetçi atandı.

Serasker Hüsrev Paşa, ordunun süvari ve piyade eğitimini Avrupalı subaylar aracılığıyla modernleştirme gayretlerini sürdürürken, modern Avrupa ordularının vazgeçilmez unsurlarından olan bando meselesine de el attı. Paşa’nın bizzat öncülük ettiği değişikliklerden biri, mızıkacılara üniforma giydirilmesiydi.

Müzik alanında dönemin en önde olan ülkesi İtalya’dan mızıkacıları Avrupai tarzda eğitecek bir şef istenmesi kararlaştırıldı. Serasker Hüsrev Paşa, 1827 Temmuz’unda Sardunya Krallığı’nın İstanbul temsilcisi Marki Groppalo’dan şöhretli bir maestro talep etti. İtalyan makamlarının seçtiği Giuseppe Donizetti, ülkesinde görev yaptığı Casale Alayı’ndan üç yıl için izin alarak, enstrümanlarla birlikte 17 Eylül 1828’de İstanbul’a geldi. Donizetti’ye, kendisinden önce hiçbir Avrupalı uzmanın sahip olmadığı geniş yetkiler verildi. Donizetti, Topkapı Sarayı’ndaki Harem ağalarının kabiliyetli ve istekli olanlarından bir bando kurup, eğitime başladı.

Mehterin çaldığı peşrev, saz semaisi gibi doğu havalarının yerine birden Batı müziğini ve marşları koyması önemli bir sıkıntı kaynağı oldu. Ayrıca Hamparsum notası bilen öğrencilerine Batı notası öğretirken kendisi de Batı notasındaki işaretlerin Hamparsum notasındaki karşılıklarını öğrendi. Donizetti, İstanbul’a gelişinden bir ay sonra padişaha ilk konserini verdi, ardından da 11 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun resmî törenlerdeki millî marşı olan “Mahmudiye Marşı”nı besteledi. Daha sonra, Sultan Abdülmecid’e ithafen bestelediği “Mecidiye Marşı” 1846’ya kadar bir süre Osmanlı millî marşı oldu.

Donizetti Paşa, 1828 ile 1856 arasında 28 yıllık sürede gerçekleştirdiği çalışmalarla Türkiye’de ilk konservatuar diyebileceğimiz Mızıka-yı Hümâyûn’un kurucusuydu. Türk müziğinin Sultan Abdülmecid, Dürrinigâr Kalfa, Necib Paşa, Osman Paşa, Hacı İbrahim Paşa ve Süleyman Paşa gibi pek çok önde gelen ismine de hocalık yaptı. Hizmetleri ve özellikle de sıcakkanlılığı sebebiyle etrafındaki bazı kimseler tarafından Müslüman gibi değerlendirilerek bazen de şaka yollu takılmak üzere “Don İzzet Paşa” olarak adlandırılmıştı.