THY- Noukşot

II. Mahmud Ayanlara karşı nasıl bir mücadele yürüttü?

II. Mahmud’un hükümranlık alanını sarayın duvarlarıyla sınırlayan Alemdar Mustafa Paşa'ya ve uzlaşmak zorunda kaldığı Ayanlara karşı olumlu yaklaşmaması hükümdar asabiyeti içinde gayet doğal bir davranıştır. Sultan Mahmud saltanatı boyunca devletin merkezi otoritesini imparatorluğun dört bir yanına yaymak için çalıştı. Nihai amacına ulaşmak adına, karşısına çıkan her türlü fırsat ve vesileyi ustaca yönlendirip, bunlardan istifade etmeyi başardı, gerektiği zaman da kuvvet kullanmaktan çekinmedi.

Bu yolda en fazla kullanılan yöntem, ölen bir Ayanın makamının İstanbul’dan gönderilen resmi memurlara verilmesi, o Ayanın mirasçısı konumundaki evlat, akraba ve yandaşlarının imparatorluğun diğer bölgelerindeki vazifelere tayin edilerek bu bölgeden uzaklaştırılmalarıydı. Mukavemetle karşılaşılması durumunda Ayan veya mirasçıları derhal asi ilan ediliyor ve Osmanlı ordusu bunların üzerine gönderiliyordu. Anadolu’daki Ayanlara karşı yürütülen mücadelenin kilit ismi Hurşid Ahmed Paşa oldu. Diğer taraftan Trabzon valisi, 1812-1813 arasında Karadeniz kıyılarındaki belli başlı Ayanları ortadan kaldırdı. Çapanoğlu Süleyman Bey’in 1814’te ölmesi üzerine mirasçıları arasında başlayan rekabet, bu ailenin geniş mülklerinin devletin eline geçmesini sağladı.

1816’da Saruhan ve Aydın yörelerini elinde bulunduran Karaosmanoğlu Hüseyin Ağa’nın ölmesiyle, ailenin direnişi kırılıp, buralar merkezi idarenin kontrolü altına sokuldu. 1814-1820 yılları arasında, çok defa kan dökmeden, Trakya, Makedonya, Tuna kıyıları ve Eflak’ın büyük kısmında Ayanların iktidarına son verildi. Arnavutluk ve Yunanistan’ın bir bölümüne hakim olan Tepedelenli Ali Paşa ise 1820-1822 arasındaki şiddetli bir mücadeleden sonra Osmanlı güçlerine teslim oldu, ancak oğullarıyla birlikte idam edildi.

II. Mahmud’un merkezi politikaları, uzun vadede Anadolu ve Rumeli’yi Ayandan temizlediyse de, imparatorluğun çetrefilli iç ve dış meselelerle boğuşmak zorunda kaldığı bir ortamda, özellikle bazı uzak eyaletlerde istenilen sonucu tam anlamıyla veremedi. Bir dönem padişahın sağ kolu olan Halet Efendi, 1810’da, Irak’ta Osmanlı iktidarını hiçe sayan Büyük Süleyman Paşa’yı, bölgedeki Memlükler arasındaki karışıklıklardan yararlanarak, öldürtmeyi başardı.

Böylece bu zengin eyalette merkezi otorite yeniden tesis edildi. Ancak kısa bir süre sonra bütün rakiplerini ortadan kaldıran Davud Paşa, 20 yıl süreyle bölgede mahallî Memlük üstünlüğünü merkezi devletin zafiyetinden kaynaklanmış olarak tekrar kurdu. Bundan sonra Irak’taki Osmanlı iktidarı ancak Midhat Paşa’nın valiliği zamanında kurulabilecektir. Benzer bir durum Suriye’de de yaşandı.

Halep valisi, 1815-1820 arasında düzenlediği seferlerle Suriye ve Elbistan’ı âyanlardan temizledi. Ancak önce Lübnan Emiri II. Beşir, sonra da Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa, bölgedeki Osmanlı hükümranlığına gölge düşürdüler. Ayanların ortadan kaldırılması merkezî idarenin kurulmasını temin etmiş olmakla beraber bu merkezî otoritenin tam olarak oluşması anlamına gelmez. Özellikle Rumeli’deki Ayanların ortadan kaldırılması, daha sonraki yıllarda başlayan ulusal ve dini ayaklanmalarda Müslüman halkın korumasız kalmasına sebep olmuştur.