THY - TR Çıkışlı Mauritius

Tanzimat Osmanlı'ya mali sahada neler getirdi?

Tanzimat dönemi, mali anlayış, sınai yaklaşım, sistemin idaresi gibi iktisadi hayatın hemen bütün yönlerinde büyük değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönem olarak göze çarpar. Tanzimat anlayışının en büyük yansımalarından biri iktisadi bünyesinde yaşanmıştır.

İktisadi faaliyetleri bireylerin zenginleşmesini temin edecek bir amaç değil, toplumun refahını sağlayacak araçlardan biri olarak gören Osmanlı klasik iktisat anlayışı, Tanzimat’la birlikte yerini, o dönemde Avrupa’da hakim olan klasik iktisat anlayışına terketti.

Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda yayınlanan maliye ve iktisatla ilgili kitaplardan ve bazı gazeteler ile dergilerdeki yazılardan, özellikle Fransız aydınlarından yapılan tercümelerin etkisiyle gelişen bu değişimi izlemek mümkündür. Bu değişimin sonucunda mali hayatın yeniden yapılandırılmasına girişildi.

Devletin gelirlerinin önceden tahmini ve yapılacak harcamaların buna göre planlanması esasına dayalı modern bütçe düşüncesi Tanzimatçılar tarafından da benimsendi. 1841-1842 yıllarında, bağlayıcı olmamakla birlikte, tahmini bir bütçe hazırlandı.

1846-1847 mali yılından itibaren modern bütçe uygulamasına geçildi. Vergilerin mükellefler arasında dağıtılması, tahsili ve miktarlarının tespiti konularında reformlar yapıldı. 1840 yılında vergilerin iltizama verilip, mültezimler aracılığıyla toplanması usulüne son verildi.

Ancak gerekli altyapının kurulamaması nedeniyle hazinenin büyük kayıplara uğraması üzerine kısa süre sonra yer yer iltizam usulüne geri dönüldü. Her türlü angarya ve devlet görevlilerinin halktan resmî vergiler haricinde kendileri için aldıkları bütün vergiler yasaklandı.

Örfi tekâlif ismiyle tahsil edilen vergiler kaldırılarak, bunun yerine an-cemaatin vergi ismiyle tek bir vergi getirildi ve bu yeni verginin herkesten gelirine göre alınması kararlaştırıldı. Mükelleflerin ödeyecekleri miktar, o bölgede yapılan tahrirlere göre tespit edildi.

An-cemaatin verginin tahsilinde mültezimler yerine devlet görevlileri ve bölgedeki halkın temsilcilerinden istifade edildi. Islahat Fermanı’ndan sonra vergilerin yeniden düzenlenmesi kararlaştırıldı. 1859-1860’dan itibaren ancemaatin
vergi tedricen kaldırılarak, bunun yerine emlâk, arazi ve temettü vergilerinin ayrı ayrı tahsili benimsendi.

Gayrimüslimlerden alınan cizye vergisinin evvelâ tahsilinde bir takım düzenlemeler yapıldı. Önceleri cizyedârlar veya memurlar aracılığıyla toplanan bu vergi, yapılan
düzenlemeyle, Tanzimat’ın uygulandığı bölgelerde cemaatlerin dinî önderleri, diğer bölgelerde ise valiler vasıtasıyla toplanmaya başlandı. Bazı aksamalar üzerine 1842’de cizyenin tahsili hususunda bazı değişiklikler yapıldı. Islahât Fermanı’yla gayrimüslimlere askerlik yolunun açılmasıyla cizyenin kaldırılması gündeme geldi. Ancak
gayrimüslimler bu karardan memnun kalmadılar ve neticede bedel-i askerlik adıyla cizye vergisi ödemeye devam ettiler.

Aşar vergisinin Tanzimat’ın uygulandığı her bölgede onda bir oranında, Tanzimat’ın uygulanmadığı bölgelerde ise eski oranlarda tahsili kararlaştırıldı. Önce 1874’e kadar uzanan bir süreçte ülkedeki bütün iç kara gümrükleri, daha sonra da iskelelerde alınan vergiler kaldırıldı. 1845’te, şer’i senetler dışında, bütün resmî işlerde devletçe basılan damgalı kâğıtların kullanılması hükme bağlandı. 1873’ten itibaren bunların yerini damga pulları aldı. 1840’da Kaime-i Muteber-i Nakdiye ismiyle kâğıt paraların ilk numuneleri piyasaya sürüldü.

1844 yılında imparatorluk tarihinin son sikke tashihi yapılarak, onluk sisteme dayalı gümüş ve altın para sistemine geçildi. 1850’de onluk ve yirmilik küçük küpürler halinde kağıt paralar basıldı. Kırım Savaşı sırasında kaime (kağıt para) basımına hız verildi. Ancak bu kaimelerin hazinede karşılığının bulunmaması ve kolay bir şekilde sahtelerinin yapılabilmesi, bunların piyasa itibarını zedeledi ve büyük bir enflasyona sebep oldu.

1860’ların başında Osmanlı Bankası’ndan alınan kredilerin yardımıyla kağıt paralar tedavülden kaldırıldı. Tanzimat döneminde mali hayatımıza giren yeni bir kavram da dış borçtu. 1850’de Osmanlı maliyesi aylıkları ödeyemeyecek duruma gelince, Sadrazam Reşid Paşa ve diğer devlet ileri gelenleri dışarıdan borç almak için harekete geçtiler.

Bu duruma karşı çıkan padişahın eniştesi Fethi Paşa, Abdülmecid’i borç almaktan vazgeçirdi. Osmanlı İmparatorluğu, Rusya ile Kırım Savaşı’na girdiğinde, bu harbin getirdiği mali yükü karşılamak için savaş sırasında, 1854’te ilk defa dışarıdan borç para aldı. Alınan ilk borç savaş için harcandığından, bir müddet sonra hem borcu ödemek, hem de diğer ihtiyaçlar için yeniden borçlanıldı.

Takip eden yıllarda borçlanma artarak devam etti. Artık dışarıdan borç alınması alışkanlık haline gelmiş ve Osmanlı devlet adamları açısından meseleleri çözmek için kolay bir yol olmuştu. Bu kısır döngü 1875’te Osmanlı maliyesinin iflasının ilan edilmesine, 1881’de Düyun-ı Umumiye’nin kurulmasına zemin hazırladı.