THY - Orta Avrupa Eylül

Tanzimat’ın uygulanmasına ne gibi tepkiler geldi?

Tanzimat Fermanı, geleneksel yapıda ciddi değişimlerin yapılacağının resmen ilân edilmesiydi. Her değişim gibi bu değişimin de idarî ve içtimaî bünyede sancılara, yer yer sarsıntılara gebe olması kaçınılmazdı ve öyle oldu. Özellikle ilk yıllarda Tanzimat’ın bir düşünce, bir vaat hâlinden, yaşanan hayatı yönlendiren bir hakikat, bir fiiliyat hâline getirilmesi hususunda bu gerçekleştirecek kalifiye eleman eksikliği yüzünden büyük sıkıntılar yaşandı. Tanzimatçıların, yalnızca İstanbul’un emirlerini uygulayacak birer memur durumuna sokmak istediği vali ve müşirlerin bazıları bu yeni sürece intibak etmekte zorlandılar.

Fermanın uygulanmaya konulduğu ilk yıllarda birçok vali ve müşir ya Tanzimat’ı uygulamada yetersiz kaldığı gerekçesiyle birkaç ay içinde mevkiini kaybetti, ya da eski alışkanlıklarını sürdürüp, halktan fazla vergi toplama, angarya, rüşvet, zimmetine para geçirme gibi suçlarla yargılandı. Bazı eyaletlerin sınırlarının Tanzimat’la birlikte yeniden tespit edilmesi süreci, kimi durumlarda devletin başını ağrıttı.

Mesela Cizre ve Midyat’ın Diyarbakır’a mı yoksa Musul’a mı bağlanacağı meselesi bölgede büyük bir isyanın çıkmasına sebep oldu. Cizre ve Midyat’ın idaresinde yıllarca söz sahibi olmuş köklü bir aileden gelen Bedirhan Bey, Musul Valisi Mehmed Bey’in bu iki merkezin Musul’a bağlanması yönündeki baskılarına karşı çıktı. Ancak İstanbul hükümeti Mehmed Bey’in arzusuna uyunca, bölge halkının da desteğiyle isyan çıkarttı.

Bedirhan Bey’in akrabalarından bazıları da Van’da isyan ederek, Tanzimat’ın vergi düzenlemelerinin hayata geçirilmesini önlediler. Tam da bu sırada Hakkari’deki Nesturîler vergi vermeyi reddedip, Bedirhan Bey’e baş kaldırdılar. Bedirhan Bey, Nesturîleri tenkil edince, bunların bir kısmı Musul’a kaçtılar. Musul’daki İngiliz konsolosu, meseleyi abartılı bir şekilde İstanbul’a intikal ettirdi. Bu gelişme üzerine Sultan Abdülmecid, Anadolu Ordusu Müşiri Osman Paşa’yı Bedirhan Bey’i tenkille görevlendirdi.

Bedirhan Bey mağlup edildikten sonra İstanbul’a getirildi. Daha sonra da Girit’e sürüldü. Cizre kaymakamlığına tayin edilen Mustafa Bey, bölgede Tanzimat’ı uygulamakla görevlendirildi. Fakat kısa bir süre sonra Cizre halkından İstanbul’a yeni kaymakamın kendi cebini doldurduğu yönünde şikâyetler geldi.

Mustafa Bey azledilip, yargılandı. Onun yerine geçenler, özellikle bölgedeki konar-göçerleri denetim altına almak, bunları yerleşik düzene geçirmek noktasında büyük sorunlarla karşılaştılar. Tanzimat’la ilân edilen yeni askerlik anlayış ve uygulaması imparatorluğun geniş coğrafyasında, halk nezdinde bazı muhalif cereyanlar doğurdu. Halep’te, Bosna ve Hersek’te, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kimi aileler çocuklarının mecburî askerlik hizmetiyle mükellef tutulmasına karşı çıktılar.

Bazı aşiretler, bu konuda daha da ısrarcı davranarak resmî kuvvetlerle çatışmaya girmekten çekinmediler. Asker temininde zorlanan devlet, zaman zaman kendine sadık bir aşiret kuvvetini bir diğer asi aşirete karşı kullandı. Bazı bölgelerde başıbozuk ismiyle gönüllü birlikler teşkil edildi. Yeterli alt yapının kurulamaması yüzünden, askere gideceklerin tespiti, silâh altına alınanların beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçlarının temini ve bunların yeni bir anlayışla komuta edilmesi ve eğitilmesi gibi meselelerde zaman zaman keşmekeşe varan sorunlar yaşandı. 1841’de deniz yoluyla Sayda’ya gönderilen askerler isyan ve firar ettiler.

İmparatorluğun gayrimüslim tebaasının askerlikle mükellef tutulması meselesi ise Tanzimatçıları yıllarca uğraştıran bir mesele oldu ve ancak İttihad ve Terakki’nin iktidarı döneminde gerçekleştirilebildi. 1844’te Zaptiye Teşkilâtı’nın kurulması ve timar topraklarının bu yeni teşkilata devredilerek timarlı sipahilerin tasfiyesi, Tanzimatçıları uzun süre uğraştırdı. Merkezi hükümet, her bölgedeki timarlı sipahilerin miktarının ve bunların tasarrufundaki timar gelirlerinin tespit edilerek, timarlı sipahilerden dileyenlerin gelirlerine uygun olarak orduda ya da zaptiye teşkilatında istihdam edilmesini, bunu kabul etmeyenlerin ise bedel karşılığında bu arazileri hükümete devretmelerini kararlaştırdı. Ancak uzun süredir hazine topraklarını timar adı altında ve çoğu kez devlete karşı bir hizmette bulunmaksızın tasarruf eden birçok kimse bu gelirlerinden vazgeçmeye yanaşmadı.

Bazı bölgelerde bu yüzden ayaklanmalar çıktı. Mesele ancak 1858 Arazi Kanunnâmesi ile halledilebildi. İmparatorlukta yeni bir ahenk oluşturmayı hedefleyen Tanzimat, bir bakıma dinler ve de cemaatler arasındaki mevcut düzenin bozulmasına sebebiyet vererek çeşitli hoşnutsuzlukların çıkmasına neden oldu. Müslümanlar, gayrimüslimlerin hukukî planda kendileriyle bir tutulmasından, iktisadî manada ise kendilerinden çok daha üstün bir konum kazanmalarından rahatsız oldular. Müslümanlar’ın tepkisi Musevîler’den ziyade, ilk fırsatta devlete ihanet edeceklerini ve yabancı hâmilerine güvenip şımardıklarını düşündükleri Hristiyanlar’a yönelikti. Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki küçük bir huzursuzluk kısa sürede kanlı bir çatışmaya dönüşebiliyordu.

Lübnan ve Cidde olaylarında hep bu dini gerginlik ön plandaydı. Tanzimat’ın uygulanmasına yönelik tepkiler, imparatorluğun doğusunda genelde hoşnutsuzluk ya da bir isyanla sonuçlanırken, batısında ise derhal milliyetçi karakter taşıyan ve Büyük Güçler’in ilgisini çeken daha büyük meseleler hâlinde tezahür etti. Örneğintemelde vergi meselesinden çıkan 1841 tarihli Niş isyanı ile angaryanın sürdürülmesi ve eyalet meclislerinde kendilerine yer verilmemesi gibi sebeplerle çıkan 1850 tarihli Vidin isyanı kısa sürede böyle bir renge büründü ve Bâbıâli’yi endişelendirdi. Balkanlar’daki Hristiyanlar Tanzimat’ın vergi düzenlemeleri, angaryanın yasaklanması, eşitliğin temini gibi konulardaki vaatlerini benimsediler ve Büyük Güçler’in desteğini de arkalarına alarak bunların uygulanmasında sonuna kadar ısrarcı oldular.