THY- Euroleague

II. Mahmud döneminde askeri alanda hangi reformlar yapıldı?

1826 yılında Yeniçeri Ocağı kaldırılarak yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla yeni bir ordu kuruldu. Yeni ordu için bir aydan daha kısa bir sürede 7 Temmuz 1826 tarihli yeni bir kanunname hazırlandı. Kanunname hükümlerine göre başlangıçta 12 bin kişiden oluşacak Asakir-i Mansure ordusunda askerlik süresi 12 yıl olacak ve askere alma işi gönüllülük esasına göre yapılacaktı.

Asker kaydına önce İstanbul’dan başlanmış, gerek başkent halkı gerekse taşradan gelenler sayesinde kısa sürede önemli sayıda asker kaydedilmişti. Yeni ordunun finansmanı noktasında temel dayanaklardan biri olarak görülen vakıf gelirlerinin tanzimi ve idaresi için aynı yıl Evkaf-ı Hümayun Nezareti kuruldu. Bu alandaki bir diğer girişim yeni ordunun gelir ve giderlerini idare etmek üzere Şubat 1827’de Mukataat Nezareti’nin kurulmasıdır.

Yeniçeri Ağalığı tarihe karıştığından yerine 1826’da Seraskerlik kurumu ihdas edildi. Başlangıçta seraskerlik makamı Mansure Ordusu’nun komutanı olarak teşkil edilmekle birlikte, kısa sürede bütün kara ordularının komutanı haline geldi. İlk serasker olan Ağa Hüseyin Paşa, yeniçeriliğin ortadan kaldırılmasından sonraki günlerde Süleymaniye Camii avlusunda görev yaptıktan sonra Ağa Kapısı’na taşındı.

Ancak askeri çevreler ve özellikle de halk arasında yeni seraskerlik makamının eskiden olduğu gibi ''Ağa Kapısı'' olarak söylenmeye devam edilmesi sultanı hayli rahatsız etmişti. Bunun üzerine, burası “Fetvâhâne” ismiyle şeyhülislâmlara tahsis edildi. Beyazıt’taki Eski Saray, yani bugün İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu yer de seraskerlik makamı olarak kullanılmaya başlandı.

Askeri sistemdeki değişim ve dönüşüm süreci seraskerliğin statüsünü ve önemini artırdı. 1836’daki teşrifat, yani protokol düzenlemesiyle serasker, protokol bakımından şeyhülislâm ve sadrazamla denk hale geldi. Hâlbuki daha önce ordu komutanları, sivil otorite olan sadrazamın emrindeydiler ve protokolde ulemadan sonra geliyorlardı. Bu yeni durum askeri sınıfı, idari ve siyasi yapının temel dayanakları birisi yaptığı gibi ordunun iktidar üzerindeki etkinliğini de arttırdı.

Askeri tabip, cerrah ve eczacı yetiştirmek üzere 1827’de Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye ve Cerrahhane kuruldu. Aynı şekilde devrin tıp alanında uzman Avrupalı isimleri davet edilerek ders vermeleri sağlandı. Timar sistemi de 1831 yılında kaldırılarak dirlik arazileri hazineye devredildi.

Yeni kurulan ordunun eğitim ve teşkilat bakımından çağdaş standartlara kavuşturulması amacıyla birçok Avrupalı uzman getirtilmiş, özellikle Prusya (Almanya)’dan davet edilen askerî heyetler ve Helmut von Moltke ile Mülbach gibi uzmanlar sayesinde, bu alanda önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

Avrupa’da askerlik alanında neşredilen önemli eserler, özellikle Serasker Hüsrev Paşa’nın çabalarıyla tercüme ettirilerek askerî literatür zenginleştirilmiş ve bu bilgiler doğrultusunda ordunun modernizasyonuna çalışılmıştır. 1834’te Mehterhane kaldırılarak yerine Avrupa modelinde askerî bando olarak Mızıka-yı Hümayun kuruldu.

Dönemin en önde gelen müzisyenlerinden İtalyan Giuseppe Donizetti (Paşa) davet edilerek bu kurumun başına atandı. 1834’te Redif Teşkilatı kurularak ilk defa ihtiyat sistemi ve yedek ordu teşkil edildi. Süvari ve piyade subaylarının yetişmesi için 1835’te Mekteb-i Fünûn-ıHarbiye-i Şahane açıldı. (Harbiye Mektebi 1834’te eğitime başladı.

Ancak resmî açılış padişahın da katılımıyla Temmuz 1835’te gerçekleşti). Yeni kurulan Mansure ordusu için, başta Avusturya olmak üzere Avrupa’dan getirtilen numuneler göz önünde bulundurularak yeni üniformalar hazırlandı. 1836 yılında Feshane kurularak burada fes ve sair askeri üniformalar imal edilmeye başlandı.

Donanma ile ilgili gelişmeler de şu şekilde özetlenebilir: Ekim 1827’de Navarin’de Osmanlı donanmasının Avrupalı müttefikler tarafından yakılması, III. Selim devrinden itibaren bu alanda gerçekleştirilen reformların olumlu sonuçlarını da yok etmişti. Bununla birlikte II. Mahmud, Tersane Emini Hüsnü Bey’e verdiği bir talimatla, Rum isyanının ortaya çıkardığı bir gerçek olarak azınlıklara güvenilemeyeceğinden, karada tersane bahçesinde kurulan tam teşkilatlı bir gemide Müslüman gemicilerin yetiştirilmesine başlandı.

1827’de İngiltere’den bu alandaki teknolojinin son ürünü olan ve Sürat adı verilen buharlı bir gemi satın alındı. Halk tarafından Buğu Gemisi olarak adlandırılan bu geminin ardından 1829’da donanmaya bir vapur daha ilave edildi. Bu şekilde Türk deniz gücüne ilk defa buharlı gemiler dahil edilmişti. Diğer yandan tersane eminliği kaldırılarak Bahriye Müsteşarlığı kuruldu. Bu dönemde Bahriye Mektebi’nin ıslahı ve Heybeliada’ya nakli çabaları da kayda değerdir.