THY- Banjul

Yeniçeri Ocağı nasıl tarihe karıştı?

İstediklerini yaptırmaya alışık olan yeniçeriler 15 Haziran 1826 Perşembe gecesi isyan ettiler. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte Etmeydanı’nda toplandılar Sayıları 2000'i bulan yeniçeriler Bâbıâli’ye geldiler ve Sadrazam Mehmed Selim Paşa ile Baruthâneler Nazırı Necîb Efendi’nin konaklarını yağmaladılar. İstanbul’da bunlar yaşanırken II. Mahmud Beşiktaş Sarayı’ndaydı. Sadrazam Mehmed Efendi, yeniçerilerin isyan ettikleri ve ileri gelen devlet adamlarının evlerini yağmalamaya başladıklarını vakit kaybetmeden padişaha bildirdi.

Gelişmelerden haberdar olan padişah hemen saltanat kayığına binerek doğruca Topkapı Sarayı’na geldi. Saray’da devlet adamları ile bir toplantı yapıldı ve toplantıda yeniçerilere taviz verilmemesi gerektiği yönünde karar verildi. Bu karardan sonra Sancak-ı Şerif, Sultanahmet Camii’ne getirilip minbere yerleştirildi ve İstanbul’un dört bir tarafına gönderilen tellallar, padişahı seven herkesin Sultanahmet Meydanı’nda, Sancak-ı Şerifin altında toplanmasını duyurdular. Saray cephaneliğinden çıkartılan silahlar, padişahın yardımına koşan ahaliye dağıtıldı.

Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra askerler ile ahali, gülbanklar ve tekbirlerle, yeniçeri kışlalarına doğru harekete geçti. Etrafları kuşatılan yeniçeriler son kez yapılan teslim ol çağrısını kabul etmeyince, yeniçeri kışlası topa tutuldu. Etmeydanı’nın kapıları kırıldı ve beş saat süren şiddetli bir mücadelenin sonunda 6000 kadar yeniçeri öldürüldü. Sağ olarak ele geçirilenler, kısa bir sorgunun ardından idam edildiler. Öldürülen yeniçeri sayısı 10 bine yaklaştı. İdamlarla ilgili olarak resmen ifade edilen büyük sayılar, halka gözdağı vermek amacıyla abartılmıştır. Etmeydanı’ndaki bütün yeniçeriler öldürüldükten sonra İstanbul içinde tam bir sürek avı başlatıldı.

Şehrin kapıları kapatılarak, her tarafta yeniçeriler takip edildi ve bu takibat sonucunda yakalanan 20 binden fazla yeniçeri sürgüne gönderildi. Yalnızca yeniçerilerin cismani olarak ortadan kaldırılmasıyla yetinilmeyip, bunlarla ilgi ve doğrudan bu teşkilatın ürünü her türlü maddî-manevî hatıranın hafızalardan silinmesi için hummalı bir faaliyete girişildi. Yeniçerilerin kışlaları yıkıldı, bir diğer toplanma mekânları olan kahvehaneler yerle bir edildi, İstanbul’da bulunan yeniçeri mezar taşlarının tamamı yok edildi, bunlara ait evrak ve defterler yakıldı.

Yeniçerilerin en büyük destekçisi olan ırgat, hamal ve kayıkçıların çoğu takibata uğrayıp, sürgüne gönderildi ve Türk hamalların yerini Ermeniler aldı. Neferleri yeniçerilerden oluşan tulumbacı ocağı kaldırıldı. Benzer bir teşkilat birkaç ay boyunca kurulamadığı için, bu süre zarfında çıkan yangınlara müdahale edilemedi. Yeniçerilerle bağlantılı diğer askerî teşkilatlar da kaldırıldı.

Bunların yerlerine kurulan kurumlarda, yeniçerileri hatırlatacak askerî tabirlerin kullanılmasından kaçınıldı. Yeniçeri ocağıyla sıkı münasebetleri olan Bektaşiler de bu topyekûn öfkeden nasiplerini aldılar. Bazı Bektaşi babaları idam edildi, Hacı Bektaş şeyhi Amasya’ya sürüldü, birçok Bektaşi şeyhi de yerlerinden alınıp ülkenin diğer bölgelerine gönderildi. Hemen hemen bütün Bektaşi tekkeleri kapatılıp, kadim olanları hariç kalanların ya türbeleri dışındaki bölümleri yıktırıldı, ya da başka tarikatlara verildi.