THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Osmanlı'da Divan-ı Hümayun nerede toplanırdı?

Osmanlı saraylarında Divân-ı Hümâyûn toplantıların yapıldığı mahaller olan divânhâneler hakkında, ilk dönemlere dair bilgimiz sınırlıdır. İlk Osmanlı sarayı olan Bursa sarayı bütünüyle ortadan kalktığı ve bu sarayla ilgili kaynakların yetersiz olması yüzünden burada bir divânhânenin mevcut olup olmadığını, şayet varsa sarayın neresinde yer aldığını ve mimarî özelliklerini maalesef bilemiyoruz. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda büyük hasar gören, bu yüzden de bize tam olarak intikal etmeyen Edirne Sarayı’nda divân toplantıları için tahsis edilmiş bir Kubbealtı vardı.

Burası, sarayın Divân Kapısı’ndan girilen ve Divân Meydanı denilen üçüncü avlusunda yer almaktaydı. Ne zaman inşa edildiği tam olarak bilinmeyen bu bina, dikdörtgen planlı, içerden kubbe, dışardan da ahşap çatı ile örtülü bir yapıydı. Girişin karşısında, padişahın divân toplantılarını gizlice takip etmesine imkân tanıyan kafesli bir pencere vardı. Topkapı Sarayı’nda Divân-ı Hümâyûn toplantıları, Kanunî zamanına kadar sarayın ikinci avlusunda, bugünkü divânhânenin hemen arkasında yer alan Eski Divânhâne’de yapılırdı. Bugünkü üç kubbeden oluşan Kubbealtı binası, Eski Divânhâne’nin yetersiz kalması üzerine, Kanunî’nin saltanatı başlarında, Veziriazam Makbul/Maktul İbrahim Paşa tarafından yaptırıldı.

1665’te bir cariyenin dikkatsizliği nedeniyle çıkan yangında Topkapı Sarayı’nın birçok bölümü gibi bu bina da tahrip olunca, dönemin padişahı IV. Mehmed, bütün yanan mahallerin derhal tamirini emretti. İlk olarak ahşaptan yapılmaya başlanan yeni Kubbealtı binası, padişahın beğenmemesi üzerine yıkılarak, kârgirden olmak üzere yeniden yapıldı. Bu yeni binanın eski şekline tamamıyla bağlı kalınarak mı yaptırıldığı yoksa tadil edilerek mi yapıldığı belli değildir. 1792 ve 1819’da asli yapı muhafaza edilerek bazı tamirâtlar yapıldı. Kubbealtı’nın üç kubbesinden divânhâne ismiyle anılan birisi, divân toplantı mahalliydi.

Bu kısımda, divân üyelerinin teşrifât kaidelerine göre belirlenmiş oturma yerleri vardı. Veziriazam ve vezirlerin oturduğu ve yerden yarım metre kadar yükseklikteki sedirin üst kısmında, sadrazamın oturduğu yerin hemen arkasında, padişahın gizlice divân toplantılarını dinleyebildiği Kasr-ı Adl isimli odanın kafesli penceresi bulunurdu. Divânhâne’nin bitişiğinde, kapıdan girilince sağ taraftaki ikinci kubbenin altında, Divân-ı Hümâyûn hacegânı, maliye kalemlerinin halife, kâtip ve şâkirdleri bulunurdu. Bu ikinci kubbe ile üçüncü kubbe arasında yer alan ve reisülküttâp tahtası ismi verilen bölüm, reisülküttâba bağlı olarak divân bürokrasisini yürüten Divân- ı Hümâyûn kâtiplerinin yeriydi.

Üçüncü kubbenin altındaki mahal, Divân-ı Hümâyûn’da tutulan defterdarlıkla ilgili her türlü kaydın sandıklar içinde muhafaza edildiği DefterhâneiÂmire’ydi. Bu kısım, divân günleri ancak padişahın sadrazamda bulunan mührüyle açılabilir, divân sonunda da yine bu mühürle kapatılırdı. Bu üç kubbenin etrafında, muhtelif bölümler hâlinde, sadrazamın divit odası, vezirlerin dinlenmeleri için odalar, kahve ocağı gibi çeşitli kısımlar ve divân günleri matbah emini, şehremini, tersane emininin divân erkânına hizmet için bekledikleri seki isimli yer vardı.

Veziriazam, Divânhâne’deki sedirde, Kasr-ıAdl’e açılan kafesli pencerenin hemen önüne, vezirler ise onun sağ tarafına mevkilerine göre otururlardı. Veziriazamın solunda kadıaskerler yer alır, kapının girişine yakın bir yerde defterdarlar, onların karşısında da nişancı otururdu. Rumeli beylerbeyi, şayet İstanbul’da bulunmakta ise divâna katılarak, en kıdemsiz vezirin yanına otururdu. Divâna katılan beylerbeyilerden mazul olanlar defterdarlar veya nişancının yanında, mazul olmayanlar ise vezirlerin yanında otururlardı. Kâtipler, Kubbealtı’nın kendilerine ayrılmış kısımlarında, odayı “U” şeklinde çevreleyen masanın etrafında, minderler üzerine oturarak çalışırlardı.