THY - Yeni Havalimanı Promosyon - Ankara

Osmanlı yönetimi Türk aşiretlerini hor gördü mü?

Osmanlı İmparatorluğu, hâkimiyeti altına aldığı toplulukların iktisadî faaliyetlerinin devamından yana bir siyaset izlediğinden, Türkmenler’in de hayat tarzlarına müdahale etmemişti. Osmanlı yönetimi aşiretleri imparatorluk ekonomisinin parçalarından birisi olarak görmüş ve Türkmenler’i aşiretlerine göre sayımlarını yaparak, bunlara sancak veya kaza statüsü vermişti. Özellikle aşiretlerin yetiştirdiği hayvanlara ve ürettikleri mallara imparatorlukta ihtiyaç duyulduğu için Türkmenler’in konar-göçer hayata devam etmeleri merkezî yönetiminin işine geliyordu.

Divân-ı Hümâyûn, aşiretlerin adlî veya hukukî meselelerinin yerinde çözülmesine yönelik kanun ve emirler çıkarmıştı. Tufan Gündüz’e göre, böylece belli bir idarî yapılanmaya sahip, yaylak-kışlak mahalleri önceden tayin edilmiş ve topluca yaptıkları göç hareketleri takip edilebilen kalabalık Türkmen teşekkülleri ortaya çıkmıştı. Osmanlı yönetimi, vergileri rahat toplamak ve aşiretlerin yaylak-kışlak güzergâhı arasındaki yerleşik halkın rahatsız edilmemesi için konar-göçerleri bir arada tutmaya gayret gösterirdi. Tufan Gündüz’e göre, devlet nüfusu artan bir aşiretin bölünerek yeni bir cemaat meydana getirmesine de karışmazdı.

Yeni bölünen bir cemaat nüfus durumuna göre mahalle veya oymak adıyla anılırdı. Bunlar, başlangıçta ayrıldıkları aşiretin bir parçası olarak kaydedilirler, eski kethüdalarının idaresinde kalırlar ve daha önce birlikte konup-göçtükleri aşiret ile konup-göçmeye devam ederlerdi. Eğer, nüfus olarak temsil edilecek güce ulaşırlarsa kendi içlerinden seçtikleri bir kethüda tarafından idare olunurlar, genellikle o kethüdanın adını alırlar ve cemaat olarak anılırlardı. Osmanlı İmparatorluğu, konar-göçer toplulukları hiçbir zaman kendine rakip olarak görmemiş, onlara imparatorluk tebaasının bir bölümü ve ekonominin bir parçası olarak bakmış ve asayişi bozmadıkları sürece üzerlerine gitmemişti.

Nitekim aşiretler de celali isyanlarının en yoğun olduğu devirlerde bile nadir olarak eşkıyalık faaliyetlerine karışmışlardı. İktisadî açıdan Türkmenler, köylüler ve şehirlilerin yanında üçüncü bir gücü oluşturmaktaydı. Osmanlı yönetiminin Türkmenler’e yönelik özel bir siyaseti yoktu. Temelde iktisadî faaliyetin devamına ve asayişe bakılıyordu. Devlet tebaasından hiç bir grubu diğerinden daha üstün ya da daha aşağı seviyede görmemiştir. Paul Wittek’e göre, aşiretler, Osmanlı cemiyetine girerek, bu toplumda Türk unsurunu devamlı olarak kuvvetlendirip, yenilemişlerdir