THY- Noukşot

Timar sistemi bozuldu mu, dönüştü mü?

Bazı XVII. yüzyıl ıslahât layihası yazarları timar sisteminin, merkezî idarenin timar sahipleri üzerindeki otoritesini gevşetmesi, ehil olmayanlara timar dağıtılması gibi sebeplerle artık işleyemez hale geldiğini, bu durum da Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesinin başlıca sebebi olduğunu yazmışlardır.

Onların verdikleri bilgileri bir tahlil süzgecinden geçirmeden kullanan bazı günümüz araştırmacıları da meseleyi bu bakış açısıyla değerlendirmişlerdir. Hâlbuki XVI. yüzyılın sonlarına doğru dünya konjonktüründe meydana gelen değişim ve dönüşümleri hesaba katmadan bu meselenin doğru bir şekilde incelenmesi mümkün değildir.

Yavuz Cezar, Osmanlı maliyesinin, Hazîne-i Âmire denilen merkezî hazine, timar sistemi ve iç hazine ya da ceyb-i hümâyûn ismiyle bilinen padişahların hazinesinden oluşan bir sacayağının üzerine oturtulduğunu ve bu üçü arasında hassas bir dengenin kurulduğunu belirtir. Yazara göre sistemin iyi işlediği dönemlerde üç öğenin sistem içindeki ağırlıkları üzerindeki küçük oynamalarla sıkıntılar halledilebiliyor ve denge yeniden kuruluyordu. Ancak coğrafî keşiflerle ticaret yol ve dengelerinin değişmesi, yeni bölgelerden Avrupa’ya akan altın ve gümüşün bütün Akdeniz havzasını etkisi altına alan enflasyon baskısı, XVI. sonlarındaki aşırı nüfus artışı gibi etkiler Osmanlı maliyesini sarsmaya başladı.

Aynı dönemde Avrupa’da ateşli silahlarla donatılmış daimi orduların karşısında geleneksel silahlarıyla savaşan Osmanlı timarlı sipahi birlikleri artık yetersiz kalıyordu. Devlet gitgide daha fazla sayıda yeniçeri istihdam etmeye başladı. Yeni askerî birliklerin maaşlarının ödenmesi sorunu Osmanlı maliyecilerinin en büyük uğraşı hâline geldi.

Dünyada aynî ekonomiden nakdî ekonomiye geçiş timar sisteminin temel felsefesini yıprattı. Bu yeni dönemde, Mehmet Genç’in ifadesiyle, klasik Osmanlı iktisadî felsefesinin üç prensibinden önce gelenekçilik, ardından da iaşecilik ilkeleri hızlı bir yıpranma sürecine girerken, fiskalizm ilkesi devlete sürekli yeni kaynak bulunması gayesiyle varlığını daha geniş alanlara yayarak sürdürmeye devam etmiştir.

Devlet artan para ihtiyacını çözmek için vergilerin arttırılması, müsadere uygulamasının daha sık başvurulması ve iltizâm usulünün yaygınlaştırılması gibi çözüm yollarını kullanmaya başladı. Aslında devletin ilk dönemlerinden itibaren timar sisteminin yanısıra kullanılagelen, ancak kendisine fazla geniş bir uygulama sahası bulamayan iltizâm sistemi, bir bölgenin vergi gelirinin belli bir ücret karşılığı isteyen kişiye belirli bir süre için satılması esasına dayanıyordu.

Nakit ihtiyacının büyümesiyle iltizam uygulaması da daha geniş alanlarda kullanılmaya başlandı. Mültezimlerin temel gayesi kâr olduğu için bu sistem vergi mükelleflerini ve dolayısıyla ekonomiyi gitgide tahrip etti. Ni hayet timar sisteminin vergi kaynağı konumundaki reayanın himaye ve ihya ettirilmesi fikri ile iltizâm sisteminin vergilerin nakdî olarak toplanması gâyesi birleştirilerek malikâne adlı yeni bir sistem geliştirdi.

Malikâne sistemi XVIII. yüzyıl boyunca devamlı ve karlı bir şekilde genişleyerek Osmanlı maliyesindeki yerini sağlamlaştırdı. Nakdî ekonominin ağır baskısı karşısında, tarihî fonksiyonunu tamamlayan timar sistemi de değişim ve dönüşümden nasibini aldı. Zaman zaman timar tevcihleri yapılmaya devam edilmekle birlikte sistem yavaş yavaş tasfiye edilmeye başlandı. 1697 tarihli bir fermanla hasların da malikâne olarak satılması kararlaştırıldı. Buna göre, böyle bir malikâneyi alan kişi muaccele isimli peşinatı hazineye teslim edecek, mal adı verilen yıllık vergiyi ise has sahibine verecekti.

Önce vezir, beylerbeyi ve sancakbeyi gibi haslar malikâne sistemi içine çekildi. Burada zeamet ve timarlar da ya birleştirilip has statüsüyle ya da boşaldığı zaman başka birine tahsis edilmeyerek malikâne olarak satışa çıkartıldı. Üst düzey idarecilere, malikânelerden aldıkları payın yanısıra başta imdadiyeler olmak üzere bazı vergilerden de pay ayrıldı. Bu imdadiyeler, eyâlet yöneticilerine belli sayılarda asker beslemek ve bunlarla sefere katılmak üzere veriliyordu. Böylece timarlı sipahilerin tasfiyesiyle boşalan askerî kadronun yerine yenisi konulmaya çalışıldı.