THY - Orta Avrupa Eylül

II. Viyana Kuşatması’nda uğranılan hezimet Osmanlı imparatorluğu’nun çöküşünü mü göstermektedir?

Osmanlı kuvvetlerinin Viyana önlerinde mağlubiyetlerinin yanısıra daha sonraki savaşların da çoğunu kaybetmesinin üzerinde durmak, o dönemdeki olayları anlamak açısından önemlidir.

Avrupa’nın dört büyük devletine karşı birçok cephede savaş vermek zorunda kalınması mağlubiyetlerin önemli faktörlerindendir. Ancak bir diğer önemli faktör ise Osmanlı ordusunun Avusturya’ya karşı yaptığı seferlerde devamlı olarak kale kuşatması ile uğraşması ve meydan savaşında karşılarına çıkılmaması sonucunda askeri yapısının değişmesidir.

Gabor Agoston bu dönemde meydana gelen ve tarih kitaplarımızda pek zikredilmeyen mağlup olduğumuz meydan muharebelerine dikkati çeker. Kale kuşatmalarında uzmanlaşan Osmanlı ordusu, 30 yıl savaşları döneminde askerî sahada büyük bir gelişme sağlayan Avusturya karşısında 1683-1699 yılları arasında yaptığı 15 meydan muharebesinin (1683’te Alaman Dağı (Kahlenberg) ve Ciğerdelen (Parkany), 1684’te Vac, Erd ve Obuda, 1685’te Tat, 1686’da Zenta, 1687’de Nagyharsany ve Batoçina, 1690’da Zernyest, 1691’de Salankamen, 1694’te Petervaradin, 1695’te Lugos, 1696’da Heteny, 1697’de Zenta) 12'sinde mağlup oldu.

Zaten XVI. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa’da meydana gelen ve ''Askeri devrim'' olarak nitelendirilen gelişmeler sonucunda ordu yapısı değişen Avusturya kuvvetleri 1596’da yapılan Haçova (Mezökeresztes) Meydan Muharebesi’ni kazanma durumundayken disiplinsizliklerinden dolayı mağlup olmuşlardı.

1593-1606 yılları arasındaki savaşlarda dikdörtgen halinde oluşturulmuş ve kontramarş taktiğini izleyen tüfekli Avusturya piyadeleri karşısında Osmanlı timarlı sipahileri varlık gösteremedi. Bu yüzden Osmanlı ordusunda süvari kuvvetleri yerine tüfekli piyade askeri istihdamı arttı.

XVII. yüzyıl ortalarında Mareşal Montecuccoli Avusturya ordusunu paralı askeri sistemden düzenli birliklere geçirerek, ordunun disiplin gücünün artmasını sağladı. Nitekim yeni askeri gelişmeleri bünyesine uygulayan ve meydan muharebeleri konusunda tecrübeli komutanlara sahip olan Avusturya ordusu, 1664 yılında Sengotar’da kendisinden daha büyük Osmanlı kuvvetlerini mağlup etti. Aslında bu savaş gelecekteki olayların bir habercisiydi. Ancak iyi değerlendirilemedi.

Osmanlı İmparatorluğu II. Viyana Kuşatması’nda yaşadığı bozgunun ardından Avusturya-Lehistan-Venedik ve Rusya tarafından kurulan Kutsal İttifak’a karşı 16 yıl savaştı, ancak bozgunu önleyemediğinden, 1699’da, o zamana kadarki tarihinde ilk defa görülen ve en ağır toprak kayıplarını içeren Karlofça Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı.

Bu antlaşmadan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşe geçtiği ve devamlı mağlubiyetlere uğradığı genel bir kanaattir. Fakat Osmanlılar, Karlofça’dan sonra kendilerini toparlayarak, rövanşa geçtiler.

1739’a gelindiğinde Avusturya’ya bırakılmış bir kısım Macar toprakları ile Lehistan’ın aldığı Podolya haricinde kaybedilmiş bütün topraklar geri alınmıştı. Viyana sonrası Avrupa’nın dört büyük devletiyle 16 yıl dişe diş mücadele etmesi dahi Osmanlı’nın gücünün o tarihlerde bitmediğini gösterir.

Ayrıca 1697’den sonra Osmanlılar’ın karşısına dünya savaş tarihinin en önemli isimlerinden birisinin çıkması da, dengeleri bozan bir unsur olmuştur. Bu Savoylu Prens Eugene’dir. Osmanlı İmparatorluğu bu tarihlerde böyle bir komutan çıkaramadı.

Eugene’nin bu savaşlarda ne kadar önemli bir faktör olduğu ölümünden sonraki yıllarda açıkça ortaya çıkmıştır. Onun ölümünden sonra Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya ve Rusya arasında meydana gelen 1736-1739 savaşında ise galibiyet Osmanlılar’ın olmuştu.

Bu dönemde Osmanlılar’ın askeri yapılarını belirli bir ölçüde yenileyebilmeleri de, Avusturya karşısında tekrar başarılı olmalarının diğer bir sebebidir. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yılları 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşından sonra başlar.

Osmanlılar ilk defa bu savaşta bir ülkeye karşı ağır bir mağlubiyete uğradılar ve bundan sonra bir daha bellerini doğrultamadılar. Bunun da en önemli sebeplerinden biri, 1739’daki başarıdan sonra tehlike geçti diye yapılmakta olan askeri yeniliklerin terkedilmesi ve rehavet ortamına girilmesidir. XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren Sanayi İnkılâbı’nın meydana getirdiği gelişmeler sebebiyle, Avrupalı devletlerle ara gittikçe açıldı ve olaylar iyice Osmanlı İmparatorluğu’nun aleyhine gelişti.