THY- Euroleague

Osmanlı Beyliği nasıl büyüyerek imparatorluk haline geldi?

Osmanlı Beyliği'nin XIV. yüzyılın başlarında Anadolu'da mevcut olan beyliklerin içerisinde gerek toprak gerekse insan potansiyeli açısından en küçüklerinden birisiyken onların arasından nasıl sıyrılıp büyük bir imparatorluğa dönüştüğü devamlı tartışılan ve merak edilen konulardan birisi olmuştur. XX. yüzyılın başlarında Herbert Adams Gibbons adlı bir tarihçi Osmanlılar'ın Marmara bölgesinde bulunan Rumlar'la karışarak yeni bir millet meydana getirdiklerini ve bu insan potansiyelinin de imparatorluğun doğuşuna sebep olduğunu ileri sürdü. Bu teori Fuad Köprülü, Paul Wittek, Friedrich Giese gibi tarihçilerden büyük tepki aldı ve reddedildi.

Fuad Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşu meselesinin XIII. ve XIV. yüzyıllar Anadolu tarihi çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurgular. Paul Wittek ise Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunda en önemli faktörün gaza fikri olduğunun üzerinde durur. Wittek'e göre gaza kavramı Osmanlı Beyliği'nin yegane varoluş sebebi, savaşçılar için de tek motivasyon kaynağıydı.

Bu teoriye Colin İmber, Rudi Paul Lidner gibi tarihçiler çeşitli eleştiriler yönelttiler. Bu tarihçilere göre, Osmanlı Beyliği'nin ilk devirlerinde gaza ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Komşuları olan Rumlar'la dostane ilişkilerini heterodoks unsurlara müsamahalarını ve sınırdaş oldukları Müslüman beyliklerle savaşmalarını buna delil olarak gösterirler.

Feridun Emecen ve Cemal Kafadar'ın yaptğı araştırmalar ise Wittek'i eleştirenlerin fikirlerinin tersine gaza fikrinin XIV. yüzyılda var olduğunu ortaya koydu. Gaza kavramı Wittek'in ileri sürdüğü ölçüde olmasa da Osmanlı Beyliği'nin fütühat yoluyla büyümesinin en önemli faktörlerinden birisidir.

Halil İnalcık, Osmanlı Beyliği’nin büyümesini açıklarken doğudan mütemadiyen devam eden Türkmen göçü ve gaza fikrinin üzerinde durur. Moğol baskısı sonucu önce Kafkaslar’dan Doğu ve Orta Anadolu’ya, ardından da Orta Anadolu’dan batıya göç etmek zorunda kalan yüzbinlerce Türkmen, Ege bölgesini ele geçirerek, burada gazi Türkmen beyliklerini kurmuşlardı.

Türkmenler arasında, bu devirde mevcut olan gaza ruhunu Batı Anadolu’daki Germiyan, Aydınoğlu, Menteşe, Karesi, Hamid ve Saruhan beylikleri ile Karadeniz bölgesindeki Çobanoğlu Beyliği yaşatıyorlardı. Bu beylikler hem gaza adına Hristiyanlar’la savaştılar, hem de fethettikleri bölgelere doğudan gelmeye devam eden Türkmenler’i yerleştirdiler.

XIII. yüzyılın sonlarında Sakarya bölgesinde gazanın temsilcisi olan Çobanoğulları, Bizans’la barış yaparak gazayı bıraktı. Bundan sonra bölgede Bizans’a karşı akınların liderliğini daha önce Çobanoğulları’na tabi olan Osman Gazi aldı. Osman Gazi’nin gazayı son derece atılgan tavırla sürdürmesi, onu gazilerin gerçek lideri durumuna yükseltti. 1302 yılında Bizans’a karşı kazandığı Koyunhisar Savaşı, onun sınır boyunda bulunan Türkmenler arasındaki gazi şöhretini artırdı.

Çeşitli bölgelerden gelen gaziler akın akın onun bayrağı altına koştular. Daha sonraki yıllarda Batı Anadolu’da meydana gelen gelişmeler de, Osmanlılar’ın lehine oldu. 1320’li yıllarda Batı Anadolu’da gazayı sürdüren beyliklere karşı teşkil edilmiş Haçlı donanmasının baskısı sonucu, Karesi, Menteşe gibi beylikler Haçlılarla anlaşarak gaza faaliyetlerini bıraktılar.

Gaza bayrağını taşıyan son beylik olan Aydınoğulları da, Umur Bey’in, Hristiyanlar’ın eline geçen İzmir’i geri almaya çalışırken şehit olması sonucu ortadan kalktı. Böylece Osmanlılar, Hristiyanlar’a karşı sürdürülen gaza faaliyetlerinde tek başına kaldılar. Osmanlılar’ın gittikçe genişleyen gaza faaliyetleri, doğudan gelmeye devam eden Türkmen kitlelerini, onların bayrağı altında topladı. Bu savaşçı potansiyeli de, Osmanlı Beyliği’nin fütuhat yolu ile büyümesini sağladı.