THY- Banjul

İnebahtı Deniz Muharebesi nasıl gerçekleşti?

Haçlı donanması Kefalonya’ya geldiğinde Magosa’nın Türkler’in eline geçtiği haberini almışlardı. Haçlılar, kısa bir tereddütten sonra, Türkler’le “Lepanto” dedikleri İnebahtı’da karşılaşmaya karar verdiler ve Osmanlı donanmasını buna zorladılar. Her iki taraf da casusları aracılığıyla birbirlerinin gücünü öğrenmeye çalışıyordu.

Osmanlı donanmasından Kara Hoca 1 Ekim’de balıkçı kılığına girerek teknesiyle Haçlı donanması arasında dolaşıp, bilgi toplamıştı. Haçlıların geldiği haberinin alınması üzerine Osmanlı donanmasındaki komutanlarla bir savaş meclisi toplandı.

Tecrübeli bir denizci olan Uluç Ali Reis, toplantıda söz alarak ''İnebahtı Boğazı’nın müstahkem bir yer olduğunu ve buradan Haçlıların geçemeyeceğini'' söyledi. Osmanlı donanmasının eksikleri yüzünden körfezden çıkılmamasını tavsiye etti. Uluç Ali Reis, Akdeniz’de yıllarca korsanlık yapmış, tecrübeli bir denizciydi. Onun fikrine Donanma Serdarı Pertev Paşa da iştirak etti. Ancak denizcilikten gelmeyen Kaptanıderya Ali Paşa, onların görüşüne karşı çıkarak, padişahın emrinin düşmanla savaşılması olduğunu söyledi.

Halbuki Osmanlı donanmasının bulunduğu yer Uluç Ali Paşa’nın söylediği gibi Osmanlı donanması oldukça iyi bir mevkideydi. Ayrıca körfezin batısında esen poyraz rüzgarından ve boğazdaki kalelerden dolayı düşman donanmasının içeri girmesi oldukça zordu.

Nitekim Haçlı donanmasında bulunanlar, ''Türkler İnebahtı Körfezi’ne sığınmışsa, sefer bitti, bütün masraflar boşa gitti. Kadırgalarla Rion Boğazı’nın korkunç geçişini zorlamak mümkün değildir. Hristiyan donanması iki kalenin top ateşiyle mahvolacaktır'' diye düşünüyorlardı. Ali Paşa, deniz tecrübesi olmadığı için donanmayı stratejik bakımdan üstün bir yerden çıkarıp, 55 kilometre batıya avantajı olmayan bir mevkiye nakletti. Uluç Ali Reis, kaptanıderyaya sığ sularda savaşmak yerine açık denizde savaşmanın daha avantajlı olduğunu, karaya yakın savaşılırsa askerlerin sahile kaçmaya çalışacaklarını söyledi. Fakat Ali Paşa, tecrübeli denizcinin ikinci teklifini de reddetti.

Muharebenin gidişatı Uluç Ali Reis’i haklı çıkaracaktı. Kaptanıderyanın görüşünün ağır basması üzerine Osmanlı donanması, Haçlıları İnebahtı açıklarındaki adalarda karşıladı. Muharebeden önce Haçlı donanmasında hala tartışmalar devam ediyordu. Haçlı birliğinin komutanı Don Juan, döneminin en iyi amirallerindendi ve ''Beyler danışma zamanı bitmiş, savaş zamanı gelmiştir'' diyerek tartışmayı bitirmişti. İki donanma 6 Ekim 1571’de, Curzolare Adası yakınlarında savaşa tutuştu.

Haçlı donanması 243 gemi, 37 bin asker, Osmanlı donanması ise 230 gemi ve 25 bin askerden oluşuyordu. Gemi, asker ve silah üstünlüğü Hristiyanlar’daydı. Ayrıca Osmanlı donanması yorgun, Haçlı donanması ise yeni yola çıktığı için daha dinçti. Asıl muharebe İnebahtı önlerinde 7 Ekim günü öğle vakti başladı. Don Juan, muharebeden önce askerlerine ''Evlatlarım, Tanrı’nın izniyle burada ya Fatih olacağız veya öleceğiz'' diye seslenmişti. Haçlılar, üç saat süren çatışmaların sonunda büyük bir zafer kazandılar.

Hristiyanlar, büyük gemileri ve top üstünlüğüyle Osmanlılar’ı mağlup etmişlerdi. Osmanlı donanmasında kürek çeken Hristiyan esirler, Osmanlı ordusunu içten vurup, Haçlılar’ın savaşı kazanmasına yardımcı olmuşlardı. İnebahtı Deniz Muharebesi’nde Osmanlı donanmasının büyük bir kısmı yok edilmişti. Sadece Uluç Ali Reis, gece karanlığından istifade edip, yaptığı manevrayla 30 gemiyle kurtulabilmişti. 190 Osmanlı gemisi ya batmış, ya da Haçlıların eline geçmişti. Savaşın sonucunda Kaptanıderya Müezzinzade Ali Paşa ile birlikte 20 bin Osmanlı askeri şehid oldu. 3.845 asker de Haçlılar’a esir düştü. Ayrıca Osmanlı donanmasında kürek çeken 15 bin Hristiyan forsa serbest kaldı.

Haçlılar, gemilerde teslim olan veya denize düşmüş olan Osmanlı askerlerini esir almayıp, öldürmüşlerdi. Hatta kurşun harcamamak için denize düşmüş askerleri kayıklardaki mızraklı Haçlı askerleri katletmişlerdi. Haçlı donanmasının kaybı 15 kadırga ve 8 bin askerdi. 21 bin kadar da yaralıları vardı. Osmanlı donanmasının sağ kanadında yer alan gemilerdeki askerlerin muharebe sırasında can havliyle karaya çıkıp kaçmaları savaşın kaybedilmesinin önemli sebeplerinden biri oldu.
Bu yüzden muharebeden sonra hayatta kalan askerlere bazı yaptırımlar uygulandı.

Ebussuud Efendi’den muharebeye katılanlar hakkında ''Düşmana kaçarken deryaya düşüp boğulanlar şehid sayılır mı? Düşmandan kurtulan gaziler hakkında hüküm nedir?'' diye fetva istendiğinde, şeyhülislâm ''Muharebede düşmandan kaçmayıp telef olanlar şehidlerdir. Fakat gerek kaçarken denize düşüp boğulanlar, gerekse de kaçıp kurtulanlar hem bu dünyada,hem öteki dünyada Allah’ın gazabına müste-haklardır'' demişti.