THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Fatih Sultan Mehmed zehirlendi mi?

Fatih Sultan Mehmed'in ölümünden önce Mısır’daki Memlük Devleti ile Osmanlılar arasında bir gerginlik meydana gelmişti. II. Mehmed’in 25 Nisan 1481 tarihinde Üsküdar’a geçmesiyle sefer başladı. Fatih, hemen hemen bütün Osmanlı padişahlarında görülen nikris hastalığından muzdaripti. Bu durum padişahın hareketlerini kısıtladığı gibi, devamlı ağrılar içinde kalmasına sebep oluyordu.

Osmanlı ordusu, Gebze civarındaki Hünkar Çayırı’nda konaklandı. Sultan burada şiddetli karın ağrıları çekmeye başladı. Eski hastalıklarının, yani nikris ile romatizmanın yanısıra yeni hastalıklar da başgöstermişti. Fatih’in tedavisine hekimbaşı Laristanlı Acem Hamideddin el-Lari başladı. Acem Lari başarısız olunca, eski hekimbaşı Yakup Paşa tedaviyle görevlendirildi.

Yakup Paşa elinden bir şey gelmeyeceğini, yanlış bir ilaç kullanıldığını ve bu ilacın etkilerini gidermenin artık mümkün
olmadığını söyledi. Ancak diğer tabipler çaresiz kalınca hastalarını tedavide kullandığı şurubunu (Şarab-ı fariğ) vererek, padişahın sancısını azaltma yoluna gitti. Fakat şurup tesirini göstermedi. Fatih kısa bir komadan sonra 3 Mayıs 1481 tarihinde vefat etti.

Fatih’in daha 50 yaşındayken, yeni bir sefere çıktığı sırada Gebze’de Hünkar Çayırı (Tekfur Çayırı) isimli yerdeki ölümü gerek akademik, gerekse popüler düzeydeki tarihçiler arasında bir tartışma konusu olmuştur. Fatih’i kimin zehirlettiği konusunda üç iddia vardır. Birincisi Amasya Valisi Şehzade Bayezid’in, Veziriazam Karamani Mehmed Paşa’nın kardeşi Cem Sultan lehindeki teşebbüsleri yüzünden başhekim Acem Lari’yi kullanarak babasını zehirlettiği şeklindedir. Fatih’in hayatının son günlerinde oynadığı rol, Acem Lari’den şüphelenilmesine yol açmıştı. Acem Lari, dört yıl sonra 1485’te Edirne’de öldüğünde, Edirneliler arasında hekimin İkinci Bayezid tarafından zorla verdirilen aşırı dozda afyon yüzünden öldüğü dedikodusu dolaşıyordu.

Bu konudaki ikinci iddiaya göre Memlük Sultanı Kayıtbay Acem Lari’yi kullanarak sultanı zehirletmiştir. Memlükler’in daha önce de Fatih’e karşı suikast teşebbüsleri olmuştu.

Zehirlenme konusundaki üçüncü ve en kuvvetli iddia ise, 30 yıl Fatih’in yanında hizmet edip, sultanın itimadını kazanan ve vezir rütbesi ile önemli görevlerde bulunmuş Yahudi mühtedisi eski hekimbaşı Yakup Paşa’nın (Maestro Jacopo), Fatih’e karşı bir düzine kadar başarısız suikastta bulunan Venedikliler tarafından satın alınarak, zehirleme
hadisesinin gerçekleştirildiği şeklindedir.

Franz Babinger, Aşıkpaşazade Tarihi'ndeki manzum bir parça ve Venedik arşivinde bulduğu bir belgeye istinaden yazdığı bir makalede Fatih’in zehirlenmiş olabileceğini ileri sürmüştür. Daha sonra Fatih’in zehirlenerek öldürüldüğü fikrini ileri süren yazarlar da, Babinger’in bu araştırmasından hareket etmişlerdir. Venedik 1456-1479 yılları arasında 12 kez Fatih’i zehirleme teşebbüsünde bulunmuştu. Arnavut Paul isimli berber, Carthusialı bir keşiş, Trogirli bir denizci, Vlaco isimli bir Yahudi hekim, Floransalı Francesco Baroncello, Krakowlu bir Polonyalı ve Katolanyalı bir maceraperestin isimleri bu suikast teşebbüslerinde geçer. Ancak bu teşebbüsler, çoğu zaman sadece plan aşamasında kalmıştı.

Bu konudaki en ciddi teşebbüslerden birinde ise Fatih’in hekimbaşılarından Yahudi mühtedisi Yakup Paşa’nın adı geçer. 15. yüzyılda Avrupa’da zulüm gören Yahudiler Osmanlı topraklarına sığınıyorlardı. Avrupa’da papanın bile güvenmediği Yahudi hekimler Osmanlı sarayında büyük itibar görüyorlardı. Papa Beşinci Nikola’nın Yahudi hekimlerin verdikleri ilaçlarla İtalyanlar’ın Hristiyan ruhunun zedeleneceğini söylemesi doktorları iş yapamaz duruma getirmişti. Bu şartlar altında İtalya Gaeta’dan Edirne’ye gelen Yahudi hekim Maestro Jacopo Müslüman olup Yakup ismini almıştı. II. Murad zamanında sarayda hekim olarak çalışmaya başlayan Yakup Paşa, Fatih zamanında da görevine devam etti. Zamanla Fatih’in güvendiği kişilerden biri oldu.

1468 yılında İtalya’ya bir ziyaret yaparak Arapça’dan Latince’ye çevrilmiş bazı tıp kitaplarını inceledi. Sonraki yıllarda Osmanlı ilerleyişini durduramayan Venedik Fatih’i zehirletmeye karar verdi. Dikkat çekmemek için Floransalı Lando Delgi Albizzi İstanbul’a gönderildi. Degli, İstanbul’daki Floransa konsolosu aracılığıyla Yakup Paşa ile irtibata geçti. Yakup Paşa, teklifi uzun süre düşündükten sonra peşin olarak 10 bin altın aldı. Ayrıca sultanı öldürdüğü takdirde Venedik’e kabul ve İstanbul’da kalan mallarına karşılık 25 bin altın daha istemişti. Venedik yönetimi bu isteği kabul etmesine rağmen Yakup Paşa’nın herhangi bir zehirleme teşebbüsüne girip girmediği bilinmemektedir.

Ancak 1481’de Fatih’in ölümünden sonra isyan eden asker birçok devlet adamıyla birlikte Yakup Paşa’yı da öldürmüştür. Bu konu üzerine geniş bir araştırma yapan Şehabeddin Tekindağ ise Fatih’in zehirlenmediği, eceliyle öldüğü fikrindedir. Dönemin Türk kaynakları incelendiğinde Aşıkpaşazâde Tarihi’ndeki bir manzum parça dışında hastalığı yüzünden Hünkar Çayırı’na kadar araba ile gidebilen Fatih’in zehirlenmesinden ima suretiyle dahi olsa bahseden hiçbir bilgi yoktur. Yine o dönemde yazılmış Arap ve İtalyan kaynaklarında da Fatih’in zehirlendiğini gösteren bir kayıt bulunmamaktadır.

Bazı tarihçilerin Fatih’in zehirlendiği manasını çıkardıkları Aşıkpaşazâde Tarihi’ndeki şiir şöyledir;

Tabibler şerbeti kim verdi Hana

O Han içdi şarabı kana kana

Ciğerin doğradı şerbet o

Hanın Hemin-dem zari etdi yana yana

Dedi niçün bana kıydı tabibler

Boyadılar ciğeri canı kana İsabet etmedi tabib şarabı

Timarları kamu vardı ziyane

Tabibler Hana çok taksirlik etdi

Budur doğru kavl düşme gümâna

Dua et Aşıkı bu han hakkında

Bu şiirden Fatih’e şüpheli bir ilaç verilmiş olabileceğine dair bir ima sezmek mümkünse de, bu tedavinin iyi yapılamaması yüzünden padişahın çektiği çileye ait bir şikâyet de olabilir. Daha önce II. Mehmed’e karşı ondan fazla suikast teşebbüsünde bulunan Venedikliler’in Fatih’in ölümünde bir rollerinin olması kuvvetli bir ihtimal gibi durmaktadır. Ancak bütün araştırmalara rağmen Fatih’in ölümündeki esrar henüz çözülmüş değildir.